Uygulamalarımız appstore googleplay

#Dijitalleşme

TTN TÜRK - Dijitalleşme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dijitalleşme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Perakende Günleri 25. Yılında Sektöre Yön Veriyor Haber

Perakende Günleri 25. Yılında Sektöre Yön Veriyor

Perakende Günleri 2026, bu yıl 25’inci kez kapılarını açtı. 3-4 Haziran’da Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen etkinlik; gıda dışı ve gıda perakendesinden e-ticarete, e-ihracattan AVM yönetimine, yapay zekâdan sosyal medya ve ödeme sistemlerine kadar sektörün farklı alanlarından katılımcıları buluşturdu. “Hızla Değişen Perakende Sektöründe Öncü Olmak” ana temasıyla düzenlenen Perakende Günleri’nin açılış oturumunda perakende dünyasının önde gelen isimleri; perakendenin dönüşümü, değişen tüketici davranışları, teknolojinin etkisi ve önümüzdeki döneme ilişkin beklentiler üzerine değerlendirmelerde bulundu. Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Soysal Eğitim ve Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Suat Soysal, Perakende Günleri’nin 25 yıldır sektörün bir araya geldiği önemli platformlardan biri olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı: “25 yıllık bir öykü bu. 2001 yılında bin 43 kişinin katılımı ile başlayan fuarımız; konferans, ödüller ve eğlence ile 10 bin 800’ü aşkın sektör yöneticisinin katıldığı Türkiye’nin en büyük platformuna dönüştü. Perakende Günleri’nde başlangıçta AVM’ler ve fiziksel mağaza hizmetleri stantları ağırlıktayken bugün fuarın yüzde 72’sini teknoloji stantları oluşturuyor. Perakende Günleri’nde hep geleceği sergiledik ve yol gösterdik. Şu anda büyük bir gelişme gösteren RFID (Radyo Frekansı ile Tanımlama) teknolojisi, akıllı aynalar bundan tam 21 yıl önce 2005’te Perakende Günleri’nin içindeki fuarda “Future Store” olarak yer aldı. Yurt dışından 35 ülkeden perakendecilerin ve hizmet sağlayıcıların katıldığı Perakende Günleri ülkemiz perakendesinin yurt dışına açılımında büyük rol oynadı.” MediaMarkt Türkiye CEO'su Hulusi Acar ise konuşmasında şunları söyledi; “Teknolojinin hayatımıza getirdiklerine uyum sağlayamayanlar maalesef ortada kalacak. Teknolojiye her zaman yatırım yapan kazanıyor da denemez. Teknoloji müşterinin ihtiyaçlarına uygun kullanılmıyorsa sadece bir maliyetten ibarettir. Müşteriye fayda sağlamayan teknoloji yatırımları çöp oluyor.” Acar, yıllar önce dijital mağazaların fiziki mağazaların yerini alacağının da söylendiğini hatırlatarak, “Mağazacılık yok olmuyor, evrim geçiriyor. Deneyim mağazacılığı önem kazanıyor. Fiziksel mağaza ihtiyacı devam ediyor. Buraya yatırım yapan kazanmaya devam edecek. Bizim için uzun vadede değer yaratmak önemli. Ucuz olmak kolay, vazgeçilmez olmak zor. Doğru ihtiyacı doğru zaman da anlayanlar, müşterinin ihtiyaç duyduğu anda orada olmayı başaranlar, insan ile teknoloji karşı karşıla getirmeyip teknolojiyi en iyi şekilde kullananlar, güven veren, deneyimi stratejinin merkezine alan tüm markalar yaşayacak.” Esas Gayrimenkul COO’su Nevzat Yavan ise oturumda şunları aktardı: “Müşterilerin önemli bir kısmı satın almadan önce yapay zekâya soruyor. Dolayısıyla artık işimizi dikiz aynasından yönetemeyeceğimiz bir döneme girdik. Onun yerine veriyi işleyen, ileriyi tahmin eden bir yol daha önemli hale geliyor. Yapay zekâya yalnızca maliyet azaltmak ya da gelir yaratmak açısından bakmamak gerekiyor; aynı zamanda tüm işleri ölçüp öngörebildiğimiz bir faydası var.” Çin ve Silikon Vadisi Uzmanı, Teknoloji Girişimcisi, Yazar Pascal Coppens ise konuşmasında şunları söyledi: “Biz Batılılar, marka sadakatine, pazarlamaya, değer yaratmaya odaklandık. Fikri içeriden dışarıya olarak yürüttük. Çin’de ise fikir dışarıdan içeriye oldu, müşterilerin kendisi inovasyonu istedi. Çin’deki markalar, müşteriyle birlikte tasarım yaptılar, müşterinin fikirlerini müşteri deneyimine dahil ettiler. Bu da perakende dünyasını epey değiştirdi. Dünyanın geri kalanı Çin için tasarım yapmaya başladı. Şimdi Çin, müşterinin cüzdanına ve davranışına bakmadan müşteriyi eğlendirmeye çalışıyor. Bütün bunlar son 17 yılın sonuçları. Bence bunun sebebi Çin’in kolektif ve dayanışma kültürüyle en yukarıdaki lige ulaşmak istemesinden ileri geliyor. Çin, bu pragmatizmle yükseldi. Biz ise Avrupa’da akıllıca, daha az çalışmak istedik. Fakat fark ettik ki daha fazla çalışmaya başlamazsak Çin’e bağımlı hale geleceğiz. 35 yıl boyunca Çin’e uzaktan baktık, onlarda Facebook yok, Whatsapp yok, ne var ki dedik ama son dönemde süper app’ler oluşturdular. Çin, Silikon vadisine değil özellikle Almanya’ya ve Avrupa’ya baktı. 2030 yılına gelindiğinde dünya inovasyonunun lideri olma hedefiyle ilerledi. Çin’de şu an kurumların yüzde 95’i yapay zekâ kullanıyor. Dünyanın neresinde olursak olalım her şey bir fikirle başlar, sonraki fizibilite süreçleriyle ilerler. Ama Çinliler bunu tersine çevirdi. Rekabetin olduğu alana bakıyorlar, kırmızı okyanusa odaklanıyorlar. Döngünün sonunda inovasyona başlıyorlar. Ama inovasyona geldiklerinde zaten o süre zarfına kadar para kazanmış oluyorlar ve o parayı inovasyon yatırımına kullanabiliyor. Geleneksel endüstrileri dijitalleştirip, yeni endüstrileri de eklemeyi hedefliyorlar.” Gökçelik Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Aras ise konuşmasında şunları aktardı: “Perakende sektöründe de ister konvansiyonel olun ister e-ticaret yapın, iş dünyasında 5 dk sonra ne olacağını bilmiyorsunuz hem sosyolojik hem ekonomik hem ekolojik. Yapay zekâ ise bunları çözümleyecek.” FİBA CP CEO & Yönetim Kurulu Üyesi Yurdaer Kahraman ise, şunları söyledi; “Dünyanın krizlerden teknolojik dönüşümlere kadar birçok önemli gelişim yaşadığını görüyoruz. Önemli olan burada fırsatları görebilmek ve doğru zamanda harekete geçebilmek. Bugün fuar alanlarında teknoloji şirketlerinin, yapay zekâ çözümlerinin ve dijitalleşme uygulamalarının ağırlık kazandığını görüyoruz. Bu değişim bize şunu gösteriyor: Geleceğin iş dünyasında teknoloji artık bir seçenek değil, iş yapış biçimlerinin ayrılmaz bir parçası. Ancak dijitalleşme ve yapay zekâ yatırımlarını yalnızca teknoloji satın almak olarak değerlendirmemek gerekiyor. Başarı, sahayı yakından takip etmekten, müşteriyi anlamaktan ve doğru kararları yerinde gözlemleyerek verebilmekten geçiyor. Teknoloji, tecrübe ve insan dokunuşuyla birleştiğinde gerçek değer yaratıyor. Fırsatları erken görmek, hızlı karar almak ve uygulamaya geçirmek şirketlerin sürdürülebilir başarısında belirleyici rol oynuyor.” İŞBİR Yatak Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Üyesi Cihan Çavdar ise, şunları söyledi; “Bilimsel araştırmalar bugün bize çok net bir gerçeği gösteriyor: Toplum olarak hâlâ uykuya hak ettiği önemi vermiyoruz. Yatak sektörü artık yalnızca mobilya veya ev tekstili kategorisinde değerlendirilemez. Bugün konuştuğumuz konu aslında bir sağlık ve yaşam kalitesi meselesidir.” Bu bakış açısıyla hareket ederek kendilerini yalnızca yatak üreten bir marka olarak değil, insanların daha kaliteli bir yaşam sürmesine katkı sağlayan bir yaşam markası olarak konumlandırdıklarını belirten Çavdar, şöyle devam etti; “İnsanlar artık yalnızca bir ürün satın almak istemiyor; kendi yaşam tarzlarına, değerlerine ve ihtiyaçlarına karşılık veren markalar arıyor. Artık mesele sadece kaliteli yatak üretmek değil, insanların daha sağlıklı, daha mutlu ve daha verimli bir yaşam sürmelerine katkı sağlayacak çözümler sunabilmek. Mağazalarımızın bizim için bir sahne. Müşterilerimizle ilişki ve duygusal bağ kurduğumuz alan.”

Yataş Grup’un Yeni Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Selmin Gündoğdu Oldu Haber

Yataş Grup’un Yeni Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Selmin Gündoğdu Oldu

Yataş Grup, sürdürülebilir büyüme hedefleri ve pazar liderliği vizyonu doğrultusunda yönetim yapısını güçlendirmeye devam ediyor. Bu kapsamda, Eylül 2021’den bu yana Yataş Bedding Pazarlama Direktörü olarak görev yapan Selmin Gündoğdu, Yataş Grup Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı görevine atandı. 2008 yılında Reklam ve Halkla İlişkiler Yöneticisi olarak Yataş Grup bünyesine katılan Selmin Gündoğdu, Kurumsal İletişim Grup Yöneticiliği ile Kurumsal İletişim ve Tanıtım Direktörlüğü görevlerinin ardından, 2021 yılında Yataş Bedding Pazarlama Direktörlüğü görevini üstlendi. Bu süreçte markanın büyümesinde başarılı çalışmalara imza atan Gündoğdu, yeni görevinde Yataş Bedding, Enza Home, Divanev ve Puffy markalarının pazarlama departmanları ile E-Ticaret ve Pazarlama Destek departmanlarının yönetiminden sorumlu olacak. Marmara Üniversitesi İngilizce Çevre Mühendisliği ve Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme İhtisas Programı’ndan mezun olan ve Sabancı Üniversitesi Turquality Yönetici Geliştirme Programı’na katılan Gündoğdu, kariyeri boyunca Alfa Reklam Üssü, Free İletişim ve Gio Reklam gibi önde gelen reklam ajanslarında müşteri ilişkileri ve medya satın alma görevlerinde bulundu. Yataş Grup’un yeni dönemdeki dönüşüm ve dijitalleşme süreçlerine liderlik edecek olan Gündoğdu, markaların küresel ve yerel pazarlardaki rekabet gücünü artırmaya yönelik stratejik çalışmalara yön verecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bakan Tekin: "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar" Haber

Bakan Tekin: "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar"

Bakan Tekin, Ankara Ticaret Odası’nda (ATO) düzenlenen "İnsan Değer ve Teknoloji" temalı eğitim zirvesine katıldı. Eğitimde dijitalleşme, yapay zeka uygulamaları ve insan odaklı eğitim anlayışının ele alındığı programda konuşan Bakan Tekin, teknolojinin eğitim süreçlerinde önemli bir araç olduğunu ancak insan değerlerinin her zaman ön planda tutulması gerektiğini söyledi. ATO ev sahipliğinde gerçekleştirilen zirvede eğitim dünyasının temsilcileri, akademisyenler ve sektör paydaşları bir araya geldi. Programda teknolojinin eğitim sistemine etkileri, dijital dönüşüm süreci ve geleceğin eğitim modelleri masaya yatırıldı. Yapay zeka ve dijital uygulamaların eğitim süreçlerine entegrasyonunun önemine değinen Tekin, öğrencilerin sadece akademik başarıyla değil; ahlaki, sosyal ve kültürel yönleriyle de desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca zirve kapsamında eğitimde teknoloji kullanımı, dijital okuryazarlık ve geleceğin öğrenme modellerine ilişkin çeşitli oturumlar gerçekleştirildi. "Dün güç daha çok toprakta, sanayide, sermayede, orduda ve enerji kaynaklarında aranıyordu" Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatımızı kolaylaştıracak birçok alanlar oluştuğunu belirten Bakan Tekin, "Bugün teknoloji başlığını ele aldığımızda ekranlarımızdaki yeni uygulamaları, hayatımızı kolaylaştıran araçları ve üretimi hızlandıran yazılımları aşan, insanlığın geleceğine doğrudan temas eden kritik bir eşiğin önünde bulunduğumuzu hep beraber görüyoruz. İnsan hayatına dair bilginin kimlerin elinde toplanacağı, bu bilginin hangi maksatla işleneceği, hangi karar süreçlerine yön vereceği, insanın mahrem alanına nerede temas edeceği ve nihayetinde insan iradesinin bu büyük dijital düzen içinde nasıl korunacağı gibi hayati başlıklarla karşı karşıyayız. Dolayısıyla teknoloji meselesi, çağımızın bugün en temel egemenlik başlıklarından birisi dönüşmüş durumda. Dün güç daha çok toprakta, sanayide, sermayede, orduda ve enerji kaynaklarında aranıyordu. Bugün bütün bunların yanına veri merkezleri, algoritmalar, yapay zeka modelleri, dijital platformlar ve göremediğimiz karar sistemleri eklenmiştir. İnsanlığın geleceğine dair mücadele artık ekranda görünen kolaylıkların arkasında, görünmeyen veri akışlarında, insan davranışlarını okuyan sistemlerde ve toplumların kaderine temas eden dijital iktidar alanlarında şekillenmekte" diye konuştu. "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar" Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) olarak çocukların dijital dünyayla kurduğu ilişkiler için birçok proje geliştirdiklerinin altını çizen Bakan Tekin, "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar. Zira her teknoloji, arkasındaki insan tasavvurunun izini ve rengini taşıyacaktır. İnsana nasıl bakıyorsanız, kurduğunuz sistem, geliştirdiğiniz yazılım, kullandığınız veri, inşa ettiğiniz dijital düzen de o bakışın rengini taşır. İnsanı haysiyetiyle, iradesiyle, vicdanıyla ve anlam arayışıyla birlikte kavrayan bir akıl, teknolojiyi hayatı mamur kılan bir imkana dönüştürecektir. İnsanı araç eden bir zihin ise en parlak buluşları dahi insanlığın omzuna yüklenmiş ağır bir yük haline getirebilir. MEB olarak biz, evlatlarımızın dijital çağla kurduğu ilişkiyi dar bir kullanım becerisi alanına hapsetmeden ele almaya çaba gösteriyoruz. Çocuklarımızın teknolojiyle teması, ekran karşısında geçirdiği zamanla, kullandığı programla, öğrendiği kodla sınırlı görülmemeli. O temas, çocuklarımızın aynı zamanda düşünme biçimine, sabrına, dikkatine, mahremiyet duygusuna, vatan sevgisine doğruyu arama cesaretine ve insanla kurduğu ilişkinin ahlakına kadar uzanan çok geniş bir perspektifle ele alınmalıdır. Bizim için asıl mesele ise çocuklarımızın dijital dünyada hangi içerikle karşılaştığı kadar, o karşılaşma içinde kendi özgü muhakemesini, edebini, mahremiyetini ve iç bütünlüğünü koruyabilecek tedbirleri almaktır" şeklinde konuştu. "Büyük bir dönüşümün yaşandığı bir çağdayız" Teknolojinin gelişmesiyle birlikte yapay zekanın mesleklerde köklü bir değişim oluşturduğunu ifade eden ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran ise, "Büyük bir dönüşümün yaşandığı bir çağdayız. Dördüncü sanayi devrimi olarak tanımlanan dijitalleşme, yapay zeka, otomasyon ve yeşil dönüşüm gibi başlıkları gündemimizi belirlediği bu süreçte hayatımız, üretim biçimimiz ve mesleklerimiz köklü bir şekilde yeniden şekilleniyor. Bu gelişmeler iş piyasalarında yeniden yapılanmaya itiyor. Yeni meslekler ortaya çıkarken bazı meslekler dönüşüyor. Bazıları ise tamamen ortadan kalkıyor. Böylesine hızlı ve derin bir dönüşümün yaşandığı bir çağda, insanı inşa etmenin en temel yolu olan eğitimin aynı kalması da elbette düşünülemez. Eğitim her ne kadar ilkokuldan üniversiteye kadar öğrencilere okumayı, yazmayı, matematiği, fiziği, kimyayı öğretmek bilgi aktarmak gibi görülse de esasen insanı yetiştirmek, toplumu inşa etmek demektir. Eğitim bilgiden başlar, pratikle gelişir. Onu tamamlayan ve anlamlı kılan şey ise değerlerle buluşmasıdır. Değerler olmadığı zaman topluma fayda sağlayan bir eğitimden bahsetmek mümkün değildir" dedi. "Düşünebilen, sorgulayabilen, çözüm üretebilen, değişime uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmek zorundayız" MEB’in projesi olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin teknoloji konusunda son derece önemli bir gelişim olduğunu vurgulayan Baran, "Düşünebilen, sorgulayabilen, çözüm üretebilen, değişime uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmek zorundayız ama bunun ötesinde tüm bu yetkinlikleri güçlü bir değerler zemini üzerinde inşa etmek durumundayız. Çünkü ilk üç sanayi devrimi de dördüncüyü de gerçekleştiren ve yönlendiren unsur sadece insandır. İnsanı güçlü, hayatı anlamlı kılan ise sadece teknik bilgi değil, ahlak, vicdan ve sorumluluk bilincidir. Tam bu noktada Milli Eğitim Bakanlığımızın hayata geçirdiği, bizzat sayın Bakanımızın projesi olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin son derece kıymetli bir yaklaşım olduğunu da özellikle ifade etmek isterim. Bu model bilgiyi, beceriyi ve değeri bir arada ele almasıyla sadece akademik bir başarıyı değil karakter ve şahsiyet inşasını merkezi koymasıyla çok önemli bir ihtiyaca da cevap veriyor" ifadelerini kullandı. Düzenlenen programa, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanı sıra, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Özel Öğretim Derneği Başkanı Ahmet Akça, ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, öğrenciler ve akademisyenler katılım sağladı. Program, hatıra fotoğrafları çekimi ile son buldu.

Çocuklarda Şiddeti Anlamak: Bireyden Topluma Haber

Çocuklarda Şiddeti Anlamak: Bireyden Topluma

Klinik Psikolog İlkem İŞCAN'ın kaleminden "Çocuklarda Şiddeti Anlamak: Bireyden Topluma" başlıklı yazısı; "Son zamanlarda toplumun genelinde ancak özellikle çocuklar, gençler arasında giderek büyüyen şiddet davranışlarını konuştuğumuzda çoğunlukla hızlı cevaplar arıyoruz. Bulmak istediğimiz hep tek bir sebep, tek bir çözüm yolu var. Ancak insan davranışları, özellikle de şiddet gibi komplike bir davranış, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok katmanlı. Çoğunlukla yaptığımız gibi şiddeti yalnızca dijital dünyaya, aileye ya da yalnızca “empati eksikliğine” bağlamak durumu anlamaktan ziyade onu basitleştirmeye neden oluyor. Gördüğümüz bu şiddet sarmalını anlayabilmek için çocukları yalnızca davranışlarına bakarak değil onların gelişimsel özellikleri ve çevreleri üzerinden de okumak önemli. Çünkü şiddet çoğunlukla bir anda ortaya çıkan dürtüden ziyade; uzun süre var olan görülmeyen ve anlamı keşfedilmemiş duyguların adeta dışavurumu olabiliyor. Bir çocuk hissettiği duyguyu fark etmeyi, onu isimlendirmeyi, anlamlandırmayı ve sağlıklı yollarla ifade etmeyi öğrenemediğinde; öfke yalnızca mevcut bir duygu olmaktan çıkar ve davranışın kendisini oluşturur. Görülmeyen ve ifade edilmeyen utanç, değersizlik hissi, tehdit duygusu, anlaşılmama hissi zaman geçtikçe çocuğun iç dünyasında birikebilir. Bu biriken yoğun duygular ani krizler, saldırganlık, başkasına ya da kendine zarar verme davranışı olarak karşımıza çıkabilir. Elbette tam da bu noktada aile içi ilişkilerin etkisini görmezden gelmek mümkün değildir. Birincil bakım verenleri (anne baba ya da bu bakımı her kim veriyorsa) tarafından yeterince ilgi görmeyen, ihmal edilen ya da cezalandırıcı tutumlara maruz kalan çocuklar güven duygusunu geliştiremedikleri, her türlü duygu düzenleme becerilerini de geliştirmekte zorlanabilirler. Çünkü duygu düzenleme becerilerinin edinimi, öğrenmedir. Yani çevremizdeki yetişkinlerin zor duygularını nasıl yönettiğine bakarak kendimize ifade yolları geliştiririz. Günün sonunda sakinleşmeyi de ailede ev içerisinde öğreniriz. Durum elbette ki aileyle de sınırlı değil. İçindeki yaşadığımız toplum ve bu toplumun duygusal ve psikolojik sağlığı da doğrudan çocukların ruhsal dünyasını şekillendiriyor. Çocuklar arasında artış gösteren şiddet davranışının bir diğer nedeni de aslında toplumsal iklim. Şiddetin artık normal, sıradan olarak görüldüğü, kişilerin şiddet davranışını adeta bir güç göstergesi olarak kullanıldığı bir toplumda çocukların bundan etkilenmemesini beklemek çok da anlamlı olmaz elbette. Şiddetin yüceltilip cezalandırılmaması çocuklarda “ O halde ben de şiddet uygularsam tüm sorunlarımı çözebilirim.” fikrini geliştirebilir. Özellikle son zamanlarda artış gösteren bu şiddet davranışın da pandemi döneminin önemli bir değişim dönemi olduğunu da düşünüyorum. Sosyalleşme davranışlarımız şekil değiştirdi, belki dönüştü. Dijitalleşme, hayatımızın büyük çoğunluğunu ele aldı. Kimileri bu dönüşümü “Empati becerimizi ortadan kaldırdı. olarak yorumlasa da ben bu kadar keskin yorumların anlamlı olmadığına inanıyorum. Yani durum sadece dijitalleşmeyle alakalı değil. Şiddeti önlemede en büyük sosyal beceri empatidir ve empati yalnızca bir ötekinin ne hissettiğini anlamaktan çok., jestleri, mimikleri fark edebilme kapasitesidir. Yüz yüze ilişkinin azalması elbette bu deneyim alanlarını azaltıyor anca burada önemli olan çocukların nerede ve nasıl iletişim kurduğundan ziyade nasıl ilişkiler kurdukları. Yani bir bakıma çevrim içi alanlar da eğer doğru kullanılırsa empati, aidiyet duygularını olumlu anlamda pekiştirebilir. Dolayısıyla çocukların daha fazla ilişikilenmekten çok daha anlamlı ilişkilere ihtiyacı var diyebiliriz. “Kendimi koruyabilmem yolu yalnızca güçlü görünmekten ve bir ötekini zayıf düşürmekten geçer.” düşüncesi, çocukların hem yaşadıkları hem tanık oldukları ilişkiler içinde şekilleniyor olabilir. Bu sebeple çocukların her türlü davranışını yalnızca sonuçları üzerinden değil, taşıdıkları duygusal anlamlar belki zorlanmalar üzerinden de okumamız gerekiyor. Çünkü bir çocuğun öfkesi, çoğunlukla uzun zamandır görülmeyen duygularını ifade eder. Bugün belki de toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey çocuklarımızın davranışlarını hızlıca yargılamak yerine, onların hangi duygularla baş etmeye çalıştığını anlamaya çalışmak olabilir. Çünkü şiddeti yalnızca cezayla durdurmaya çalışmak, o davranışları ortaya çıkaran psikolojik alt yapıyı görmemek anlamına geliyor. Görmediğimiz her duygu günün sonunda kendini sağlıksız da olsa ortaya koymayı biliyor." dedi. Klinik Psikolog İlkem İŞCAN' ın köşe yazılarına sitemiz yazarlar kısmından ulaşabilir, takip edebilirsiniz.

Lila Kağıt’ta Üst Düzey Atama Haber

Lila Kağıt’ta Üst Düzey Atama

Dünya genelinde 5 kıtada 81 ülkeye ihracat yapan Lila Kağıt, sürdürülebilir büyüme ve çevik kurumsal yapılanma hedefiyle üst yönetim kadrosunu güçlendiriyor. Lila Kağıt’ta Mali İşler ve Stratejik Planlama Direktörü olarak görevini yürüten Işıl Tireli’nin sorumluluk alanı, Bilgi Teknolojileri’ni de kapsayacak şekilde genişletildi. Tireli, Mali İşler, Stratejik Planlama ve Bilgi Teknolojileri Genel Müdür Yardımcılığı görevine atandı. Lila Kağıt, bu atama ile stratejik karar alma süreçlerini daha da hızlandırmayı ve dijitalleşme odağını pekiştirmeyi hedefliyor. 1983 yılında doğan Işıl Tireli, lise eğitimini İzmir Amerikan Koleji’nde tamamladıktan sonra Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun oldu ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Muhasebe ve Denetim yüksek lisansını tamamladı. Profesyonel iş hayatına 2005 yılında BDO Denet Bağımsız Denetim ve Danışmanlık Firması’nda Denetim Asistanı olarak başlayan Tireli, burada Denetim Müdürü olarak görev aldı. 2012 yılında Deloitte Türkiye’de Denetim Müdürü olarak atanan Tireli, 8 yıllık kariyeri boyunca Denetim Bölümü Direktörlüğü pozisyonuna yükseldi; dijital dönüşüm projeleri, teknik danışmanlık ve proje yönetimi alanlarında önemli sorumluluklar üstlendi. 2020 yılında Hattat Holding ve grup şirketlerine Finansal Yeniden Yapılandırmadan Sorumlu Üst Düzey Yönetici olarak atanan Tireli, 2022 yılında Lila Kağıt ailesine Mali İşler Direktörü olarak katıldı. Halen Lila Kağıt’ta İcra Kurulu, Riskin Erken Saptanması Komitesi ve Kurumsal Yönetim Komitesi Üyesi olarak görev alan Tireli, 2019 yılından bu yana Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV) Denetim Komitesi üyeliğini sürdürüyor. Aynı zamanda Bağımsız Denetçiler Derneği üyesi olan Tireli, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Belgesi’ne ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu tarafından verilen Bağımsız Denetçi Lisansı’na sahiptir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Besler’de üst düzey atamalar gerçekleşti Haber

Besler’de üst düzey atamalar gerçekleşti

Dondurulmuş gıda ve konserve kategorisinde SuperFresh, donuk fırıncılıkta DFU, yağ kategorisinde Bizim Yağ, Terem, Luna, Yayla, Sabah ve Halk, sürülebilir peynir kategorisinde Ülker Sürmix markalarını bünyesinde barındıran Besler, sektördeki öncü konumunu daha da ileri taşımak hedefiyle organizasyon yapısını yeniden şekillendirdi. “Tek ve Güçlü Bir Besler” vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen yeni yapılanma ile şirket, lider markalarını, operasyonlarını ve merkezi fonksiyonlarını daha entegre, çevik ve verimli bir yapıda bir araya getirirken; bu dönüşümü destekleyecek liderlik kadrosunda da önemli atamalar gerçekleştirdi. Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı ve Besler CEO’su Mert Altınkılınç konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Besler olarak, gıda sektöründe geniş kategori çeşitliliğimiz, yenilikçi ürünlerimiz ve güçlü markalarımızla hem iç pazarda hem de uluslararası pazarlarda değer üretiyoruz. Dinamik iş modelimiz, nitelikli insan kaynağımız, yüksek üretim kapasitemiz, inovasyon gücümüz ve sürdürülebilir tedarik zincirimiz sayesinde rekabet avantajımızı güçlendiriyoruz. Bu kapsamda yeni organizasyon yapımız ve güçlenen liderlik ekibimizle; inovasyon, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik odağında büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi. Yeni organizasyon kapsamında; Besler’de Chief Marketing Officer (CMO) olarak görev yapan Gülizar Öcal Doğan, Besler İş Birimleri Pazarlama, İletişim ve Sürdürülebilirlik’ten Sorumlu Başkan Yardımcısı (Chief Marketing, Communications & Sustainability Officer) oldu. Doğan, markalaşma, inovasyon, dijital iletişim ve sürdürülebilirlik alanlarındaki birikimiyle Besler’in marka gücünü ve kurumsal itibarını daha da ileri taşıyacak. Besler’de CFO olarak görev yapan Ufuk Kasar, Mali İşler ve Bilgi Teknolojilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı (Chief Financial & Information Officer) görevine getirildi. Kasar, finansal planlama, raporlama, nakit akışı, maliyet yönetimi ve kurumsal dönüşüm alanlarındaki tecrübesiyle Besler’in finansal ve teknolojik altyapısının güçlendirilmesine katkı sunacak. Besler’de Chief Operating Officer (COO) olarak görev yapan Özhan Nuri Özesenli, Satınalma ve Tedarik Zincirinden Sorumlu Başkan Yardımcısı (Chief Procurement & Supply Chain Officer) olarak atandı. Özesenli, tedarik zinciri optimizasyonu, planlama, lojistik ve operasyonel mükemmellik alanlarında Besler’in entegre yapısını destekleyecek. Besler’de İnsan Kaynakları Direktörü olarak görev yapan Hamide Güven Şen, Besler İş Birimleri İnsan Kaynakları süreçlerinden sorumlu Chief Human Resources Officer (CHRO) olarak atandı. İnsan kaynakları alanındaki dönüşüm, organizasyonel gelişim ve yetenek yönetimi deneyimiyle öne çıkan Şen, Besler’in insan ve kültür yapılanmasına liderlik edecek. Donuk Fırıncılık Ürünleri (DFU) Genel Müdürü olarak görev yapan Ilgın Hasırcıoğlu, Yağ İş Birimi ve Dondurulmuş Gıda ihracat süreçlerinden sorumlu Dış Ticaret Genel Müdürüolarak atandı. Hasırcıoğlu, ihracat operasyonları ve uluslararası ticaret alanındaki deneyimiyle Besler’in küresel pazarlardaki etkinliğini artıracak. Besler Yağ İş Birimi’nde Satış ve Ticari Pazarlama Direktörü olarak görev yapan Ali Ertuğrul Yemiş, Yağ İş Birimi’nde perakende, EDT ve endüstriyel gruplardan sorumlu Satış Genel Müdürü (Chief Commercial Officer – Edible Fats & Oil) görevine getirildi. Yemiş’in satış organizasyonu, kanal yapılanması ve ticari büyüme alanlarındaki deneyiminin şirketin ticari performansına katkı sağlaması hedefleniyor. Besler’de Dondurulmuş Gıda Ürünleri İşletmeler Direktörü olarak görev yapan Murat Ardahanlı, Dondurulmuş Gıda İş Birimi İşletmeler Genel Müdürü oldu. Ardahanlı, mevcut sorumluluklarına ek olarak üretim süreçleri, verimlilik ve operasyonel performans alanlarında katkı sağlamaya devam edecek. İnovasyonu işin merkezine alan, daha çevik ve entegre bir organizasyon yapısı oluşturmak amacıyla Ar-Ge ve Kalite fonksiyonları tek çatı altında birleştirilmiştir. Bu kapsamda; Hatice İçeli Yağ ve Mutfak, Kerem Çetin ise Dondurulmuş Gıda İş Birimleri’nde Ar-Ge ve Kaliteden Sorumlu Grup Direktörü olarak atanmıştır. Yeni yapılanma ile inovasyon süreçlerinin uçtan uca, daha hızlı ve yüksek kalite odağıyla yönetilmesi hedeflenmektedir. Besler, yeni organizasyon yapısı ve güçlenen liderlik ekibiyle; faaliyet gösterdiği kategorilerde sürdürülebilir büyümesini desteklemeyi, operasyonel yetkinliklerini daha da ileri taşımayı ve iç pazarda olduğu kadar uluslararası pazarlarda da rekabet gücünü artırmayı hedefliyor.

Teşvik Almanın önemi: Yatırım uzmanı Sibel Çelebi'den Tavsiyeler Haber

Teşvik Almanın önemi: Yatırım uzmanı Sibel Çelebi'den Tavsiyeler

Teşvik almanın işletmeler için önemini kaleme alan yatırım uzmanı Sibel Çelebi, önemli bilgilendirmeleri ile TTN TÜRK köşe yazılarında bizleri aydınlatmaya devam edecek bu gün yayınlanan ilk köşe yazısı ise şöyle; Teşvik Almayan İşletmeler 2026’da Rekabet Edemez Türkiye’de iş dünyasında uzun süredir gözlemlediğim kritik bir gerçek var: İşletmelerin büyük bir kısmı hâlâ devlet teşviklerini “ek avantaj” olarak görüyor. Oysa güncel ekonomik koşullarda bu yaklaşım artık geçerliliğini yitirmiştir. 2026 itibarıyla devlet teşvikleri, işletmeler için bir tercih değil, doğrudan rekabet unsurudur. Bugün aynı sektörde faaliyet gösteren iki firmayı karşılaştırdığınızda; teşvikleri doğru kullanan işletmenin maliyet, kârlılık ve büyüme hızında açık ara öne geçtiğini net şekilde görmek mümkündür. GERÇEK PROBLEM NEREDE? Sorun teşviklerin yetersiz olması değil. Sorun, teşviklerin stratejik bir araç olarak kullanılmamasıdır. Sahada en sık karşılaştığım durumlar: Teşviklerden haberdar olmayan işletmeler Yanlış veya eksik başvurular Süreci profesyonel yönetemediği için destekleri kaybeden firmalar Bu nedenle birçok işletme, hak ettiği destekleri alamadan sistemin dışında kalmaktadır. TEŞVİK SİSTEMİ DOĞRU KULLANILDIĞINDA NE SAĞLAR? Doğru kurgulanmış bir teşvik stratejisi ile: Yatırım maliyetleri ciddi oranlarda düşer Vergisel avantajlar ile nakit akışı güçlenir SGK destekleri ile istihdam maliyeti azalır İhracat süreçleri hızlanır Kısacası teşvikler, işletmeler için görünmeyen bir finansman kaynağıdır. EN BÜYÜK YANILGI Pek çok firma şu hatayı yapıyor: “Yatırımı yapalım, sonra teşviğe bakarız.” Bu yaklaşım, teşvik sisteminin doğasına tamamen aykırıdır. Doğru olan şudur: Yatırım kararı ile teşvik planlaması aynı anda yapılmalıdır. Aksi halde işletme, alabileceği desteklerin büyük kısmını baştan kaybeder. 2026’DA ÖNE ÇIKAN KRİTİK DESTEK ALANLARI Bugün en fazla katma değer sağlayan başlıklar: Yatırım Teşvik Sistemi : Vergi indirimi, SGK desteği ve maliyet avantajı KOSGEB Destekleri : Özellikle dijitalleşme ve kapasite artırımı İhracat Teşvikleri : Fuar, tanıtım ve marka destekleri Yeşil Dönüşüm : Enerji ve sürdürülebilirlik yatırımları Bu alanlar doğru analiz edildiğinde işletmeye doğrudan rekabet üstünlüğü sağlar. SAHADAN NET BİR TESPİT Bugün teşvikleri doğru yöneten işletmeler: Daha hızlı büyüyorDaha düşük maliyetle üretim yapıyorDaha agresif fiyatlama ile pazarda yer alıyor Teşvik kullanmayan işletmeler ise aynı yarışa 1-0 geride başlıyor. SONUÇ Devlet teşvikleri artık “bilinirse iyi olur” seviyesinde bir konu değildir. Bu sistemin dışında kalan işletmeler, önümüzdeki dönemde rekabet gücünü sürdüremez. Bu nedenle teşvikler: Finans değil, strateji konusudurDestek değil, büyüme aracıdırOpsiyon değil, zorunluluktur Sibel ÇELEBİ Eluna Group Teşvik Danışmanlığı Devlet Teşvikleri ve Stratejik Yatırım Uzmanı Sibel Çelebi Tüm yazıları için tıkla

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.