Son zamanlarda toplumun genelinde ancak özellikle çocuklar, gençler arasında giderek büyüyen şiddet davranışlarını konuştuğumuzda çoğunlukla hızlı cevaplar arıyoruz. Bulmak istediğimiz hep tek bir sebep, tek bir çözüm yolu var.
Ancak insan davranışları, özellikle de şiddet gibi komplike bir davranış, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok katmanlı.
Çoğunlukla yaptığımız gibi şiddeti yalnızca dijital dünyaya, aileye ya da yalnızca “empati eksikliğine” bağlamak durumu anlamaktan ziyade onu basitleştirmeye neden oluyor. Gördüğümüz bu şiddet sarmalını anlayabilmek için çocukları yalnızca davranışlarına bakarak değil onların gelişimsel özellikleri ve çevreleri üzerinden de okumak önemli. Çünkü şiddet çoğunlukla bir anda ortaya çıkan dürtüden ziyade; uzun süre var olan görülmeyen ve anlamı keşfedilmemiş duyguların adeta dışavurumu olabiliyor.
Bir çocuk hissettiği duyguyu fark etmeyi, onu isimlendirmeyi, anlamlandırmayı ve sağlıklı yollarla ifade etmeyi öğrenemediğinde; öfke yalnızca mevcut bir duygu olmaktan çıkar ve davranışın kendisini oluşturur. Görülmeyen ve ifade edilmeyen utanç, değersizlik hissi, tehdit duygusu, anlaşılmama hissi zaman geçtikçe çocuğun iç dünyasında birikebilir. Bu biriken yoğun duygular ani krizler, saldırganlık, başkasına ya da kendine zarar verme davranışı olarak karşımıza çıkabilir.
Elbette tam da bu noktada aile içi ilişkilerin etkisini görmezden gelmek mümkün değildir. Birincil bakım verenleri (anne baba ya da bu bakımı her kim veriyorsa) tarafından yeterince ilgi görmeyen, ihmal edilen ya da cezalandırıcı tutumlara maruz kalan çocuklar güven duygusunu geliştiremedikleri, her türlü duygu düzenleme becerilerini de geliştirmekte zorlanabilirler. Çünkü duygu düzenleme becerilerinin edinimi, öğrenmedir. Yani çevremizdeki yetişkinlerin zor duygularını nasıl yönettiğine bakarak kendimize ifade yolları geliştiririz. Günün sonunda sakinleşmeyi de ailede ev içerisinde öğreniriz.
Durum elbette ki aileyle de sınırlı değil. İçindeki yaşadığımız toplum ve bu toplumun duygusal ve psikolojik sağlığı da doğrudan çocukların ruhsal dünyasını şekillendiriyor. Çocuklar arasında artış gösteren şiddet davranışının bir diğer nedeni de aslında toplumsal iklim. Şiddetin artık normal, sıradan olarak görüldüğü, kişilerin şiddet davranışını adeta bir güç göstergesi olarak kullanıldığı bir toplumda çocukların bundan etkilenmemesini beklemek çok da anlamlı olmaz elbette. Şiddetin yüceltilip cezalandırılmaması çocuklarda “ O halde ben de şiddet uygularsam tüm sorunlarımı çözebilirim.” fikrini geliştirebilir.
Özellikle son zamanlarda artış gösteren bu şiddet davranışın da pandemi döneminin önemli bir değişim dönemi olduğunu da düşünüyorum. Sosyalleşme davranışlarımız şekil değiştirdi, belki dönüştü. Dijitalleşme, hayatımızın büyük çoğunluğunu ele aldı. Kimileri bu dönüşümü “Empati becerimizi ortadan kaldırdı. olarak yorumlasa da ben bu kadar keskin yorumların anlamlı olmadığına inanıyorum. Yani durum sadece dijitalleşmeyle alakalı değil. Şiddeti önlemede en büyük sosyal beceri empatidir ve empati yalnızca bir ötekinin ne hissettiğini anlamaktan çok., jestleri, mimikleri fark edebilme kapasitesidir. Yüz yüze ilişkinin azalması elbette bu deneyim alanlarını azaltıyor anca burada önemli olan çocukların nerede ve nasıl iletişim kurduğundan ziyade nasıl ilişkiler kurdukları. Yani bir bakıma çevrim içi alanlar da eğer doğru kullanılırsa empati, aidiyet duygularını olumlu anlamda pekiştirebilir. Dolayısıyla çocukların daha fazla ilişikilenmekten çok daha anlamlı ilişkilere ihtiyacı var diyebiliriz.
“Kendimi koruyabilmem yolu yalnızca güçlü görünmekten ve bir ötekini zayıf düşürmekten geçer.” düşüncesi, çocukların hem yaşadıkları hem tanık oldukları ilişkiler içinde şekilleniyor olabilir. Bu sebeple çocukların her türlü davranışını yalnızca sonuçları üzerinden değil, taşıdıkları duygusal anlamlar belki zorlanmalar üzerinden de okumamız gerekiyor.
Çünkü bir çocuğun öfkesi, çoğunlukla uzun zamandır görülmeyen duygularını ifade eder.
Bugün belki de toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey çocuklarımızın davranışlarını hızlıca yargılamak yerine, onların hangi duygularla baş etmeye çalıştığını anlamaya çalışmak olabilir. Çünkü şiddeti yalnızca cezayla durdurmaya çalışmak, o davranışları ortaya çıkaran psikolojik alt yapıyı görmemek anlamına geliyor. Görmediğimiz her duygu günün sonunda kendini sağlıksız da olsa ortaya koymayı biliyor.
İletişim:
Mail: iscanilkem@gmail.com
Spotify Podcast: Aşk İncelik ister
Instagram: @klinikpsk.ilkemiscan
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İlkem İŞCAN
Çocuklarda Şiddeti Anlamak: Bireyden Topluma
Son zamanlarda toplumun genelinde ancak özellikle çocuklar, gençler arasında giderek büyüyen şiddet davranışlarını konuştuğumuzda çoğunlukla hızlı cevaplar arıyoruz. Bulmak istediğimiz hep tek bir sebep, tek bir çözüm yolu var.
Ancak insan davranışları, özellikle de şiddet gibi komplike bir davranış, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok katmanlı.
Çoğunlukla yaptığımız gibi şiddeti yalnızca dijital dünyaya, aileye ya da yalnızca “empati eksikliğine” bağlamak durumu anlamaktan ziyade onu basitleştirmeye neden oluyor. Gördüğümüz bu şiddet sarmalını anlayabilmek için çocukları yalnızca davranışlarına bakarak değil onların gelişimsel özellikleri ve çevreleri üzerinden de okumak önemli. Çünkü şiddet çoğunlukla bir anda ortaya çıkan dürtüden ziyade; uzun süre var olan görülmeyen ve anlamı keşfedilmemiş duyguların adeta dışavurumu olabiliyor.
Bir çocuk hissettiği duyguyu fark etmeyi, onu isimlendirmeyi, anlamlandırmayı ve sağlıklı yollarla ifade etmeyi öğrenemediğinde; öfke yalnızca mevcut bir duygu olmaktan çıkar ve davranışın kendisini oluşturur. Görülmeyen ve ifade edilmeyen utanç, değersizlik hissi, tehdit duygusu, anlaşılmama hissi zaman geçtikçe çocuğun iç dünyasında birikebilir. Bu biriken yoğun duygular ani krizler, saldırganlık, başkasına ya da kendine zarar verme davranışı olarak karşımıza çıkabilir.
Elbette tam da bu noktada aile içi ilişkilerin etkisini görmezden gelmek mümkün değildir. Birincil bakım verenleri (anne baba ya da bu bakımı her kim veriyorsa) tarafından yeterince ilgi görmeyen, ihmal edilen ya da cezalandırıcı tutumlara maruz kalan çocuklar güven duygusunu geliştiremedikleri, her türlü duygu düzenleme becerilerini de geliştirmekte zorlanabilirler. Çünkü duygu düzenleme becerilerinin edinimi, öğrenmedir. Yani çevremizdeki yetişkinlerin zor duygularını nasıl yönettiğine bakarak kendimize ifade yolları geliştiririz. Günün sonunda sakinleşmeyi de ailede ev içerisinde öğreniriz.
Durum elbette ki aileyle de sınırlı değil. İçindeki yaşadığımız toplum ve bu toplumun duygusal ve psikolojik sağlığı da doğrudan çocukların ruhsal dünyasını şekillendiriyor. Çocuklar arasında artış gösteren şiddet davranışının bir diğer nedeni de aslında toplumsal iklim. Şiddetin artık normal, sıradan olarak görüldüğü, kişilerin şiddet davranışını adeta bir güç göstergesi olarak kullanıldığı bir toplumda çocukların bundan etkilenmemesini beklemek çok da anlamlı olmaz elbette. Şiddetin yüceltilip cezalandırılmaması çocuklarda “ O halde ben de şiddet uygularsam tüm sorunlarımı çözebilirim.” fikrini geliştirebilir.
Özellikle son zamanlarda artış gösteren bu şiddet davranışın da pandemi döneminin önemli bir değişim dönemi olduğunu da düşünüyorum. Sosyalleşme davranışlarımız şekil değiştirdi, belki dönüştü. Dijitalleşme, hayatımızın büyük çoğunluğunu ele aldı. Kimileri bu dönüşümü “Empati becerimizi ortadan kaldırdı. olarak yorumlasa da ben bu kadar keskin yorumların anlamlı olmadığına inanıyorum. Yani durum sadece dijitalleşmeyle alakalı değil. Şiddeti önlemede en büyük sosyal beceri empatidir ve empati yalnızca bir ötekinin ne hissettiğini anlamaktan çok., jestleri, mimikleri fark edebilme kapasitesidir. Yüz yüze ilişkinin azalması elbette bu deneyim alanlarını azaltıyor anca burada önemli olan çocukların nerede ve nasıl iletişim kurduğundan ziyade nasıl ilişkiler kurdukları. Yani bir bakıma çevrim içi alanlar da eğer doğru kullanılırsa empati, aidiyet duygularını olumlu anlamda pekiştirebilir. Dolayısıyla çocukların daha fazla ilişikilenmekten çok daha anlamlı ilişkilere ihtiyacı var diyebiliriz.
“Kendimi koruyabilmem yolu yalnızca güçlü görünmekten ve bir ötekini zayıf düşürmekten geçer.” düşüncesi, çocukların hem yaşadıkları hem tanık oldukları ilişkiler içinde şekilleniyor olabilir. Bu sebeple çocukların her türlü davranışını yalnızca sonuçları üzerinden değil, taşıdıkları duygusal anlamlar belki zorlanmalar üzerinden de okumamız gerekiyor.
Çünkü bir çocuğun öfkesi, çoğunlukla uzun zamandır görülmeyen duygularını ifade eder.
Bugün belki de toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey çocuklarımızın davranışlarını hızlıca yargılamak yerine, onların hangi duygularla baş etmeye çalıştığını anlamaya çalışmak olabilir. Çünkü şiddeti yalnızca cezayla durdurmaya çalışmak, o davranışları ortaya çıkaran psikolojik alt yapıyı görmemek anlamına geliyor. Görmediğimiz her duygu günün sonunda kendini sağlıksız da olsa ortaya koymayı biliyor.
İletişim:
Mail: iscanilkem@gmail.com
Spotify Podcast: Aşk İncelik ister
Instagram: @klinikpsk.ilkemiscan