Uygulamalarımız appstore googleplay

#Yeşil Dönüşüm

TTN TÜRK - Yeşil Dönüşüm haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yeşil Dönüşüm haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu Değerlendirildi Haber

İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu Değerlendirildi

UN Global Compact Türkiye tarafından Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu iş birliğiyle hazırlanan UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin bulguları, “Belém’den Antalya’ya: Verilerle İş Dünyasının Sürdürülebilirlik Yolculuğu” etkinliğinde paylaşıldı. Türkiye’de sürdürülebilirlik verisi alanında bir ilk olma niteliği taşıyan analiz, UN Global Compact katılımcısı şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini Avrupa ve küresel verilerle karşılaştırmalı olarak ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye tarafından 17 Haziran’da Hilton İstanbul Bosphorus’ta düzenlenen etkinlik; iş dünyası, kamu, akademi, sivil toplum ve Birleşmiş Milletler temsilcilerini bir araya getirdi. Etkinlikte, Türkiye’den 250 şirket dahil olmak üzere küresel ölçekte 153 ülkeden 11.435 şirketin sürdürülebilirlik verilerine dayanan UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin sonuçları paylaşıldı. Analiz; dünya, Avrupa ve Türkiye ortalamalarının yanı sıra Türkiye’deki büyük şirketler ve KOBİ’lerin sürdürülebilirlik performanslarına ilişkin karşılaştırmalı bir görünüm ortaya koydu. UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Güliz Öztürk’ün açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte, UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ve UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da video mesajlarıyla katılımcılara seslendi. Ardından Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Ozan Duygulu tarafından raporun bulguları paylaşıldı. Türkiye İş Dünyası Sürdürülebilirlikte Önemli Bir Gelişim İvmesi Yakaladı Açılış konuşmasında sürdürülebilirliğin günümüzde şirketler için stratejik bir yönetim alanına dönüştüğünü vurgulayan Güliz Öztürk, şunları söyledi: “Türkiye iş dünyası sürdürülebilirliği artık isteğe bağlı bir sosyal sorumluluk faaliyeti olarak değil, stratejik bir risk ve fırsat yönetimi alanı olarak konumlandırıyor. Yönetişimden çevreye, insan haklarından yolsuzlukla mücadeleye kadar birçok göstergede küresel ve Avrupa ortalamalarına yaklaşan, hatta bazı alanlarda öne geçen bir performans görüyoruz.” Öztürk, raporun ortaya koyduğu bulguların Türkiye iş dünyasının önemli bir gelişim ivmesi yakaladığını gösterdiğini belirtirken, uygulama ve değer zinciri odaklı dönüşümün önemine de dikkat çekti: “Veriler bize politika sahipliğinde güçlü olduğumuzu ancak uygulama derinliği ve değer zinciri genelinde hesap verebilirlik alanlarında gelişim fırsatları bulunduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde başarıyı belirleyecek unsur, bu yapıların operasyonel süreçlere ve değer zincirlerine ne ölçüde yansıtılacağı olacak.” Raporda KOBİ'lerin sürdürülebilirlik dönüşümündeki rolüne de dikkat çeken Öztürk, şunları kaydetti: “Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan KOBİ'lerimiz veri olgunluğu, bütçe ve uzman insan kaynağı gibi alanlarda yapısal zorluklarla karşı karşıya. Ancak KOBİ'lerimizin dönüşüm konusundaki isteği ve uyum hazırlıkları geleceğe dair önemli bir potansiyeli ortaya koyuyor. Bu dönüşümün başarısı, büyük şirketlerin değer zincirlerindeki işletmeleri desteklemesine de bağlı.” COP31’e Giden Yolda İş Dünyasının Rolü COP31’e giden süreçte iş dünyasının rolüne de değinen Öztürk, şöyle konuştu: “COP31’e yalnızca birkaç ay kalmışken, iş dünyasının iklim eylemindeki rolü her zamankinden daha kritik. Üretim kararları, yatırım tercihleri, teknoloji geliştirme kapasitesi ve tedarik zincirleri üzerindeki etkisiyle özel sektör dönüşümün merkezinde yer alıyor.” UN Global Compact CEO’su Sanda Ojiambo ise video mesajında, UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nin Türkiye’deki şirketlerin insan hakları, adil çalışma standartları, iklim eylemi ve yolsuzlukla mücadele alanlarında kaydettikleri ilerlemeyi ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu verilerin stratejilere yön vermek, dayanıklılığı güçlendirmek ve uygulamayı hızlandırmak için kullanılması gerekiyor. COP31’e yaklaşırken kaybedecek zamanımız yok. COP31; uygulamanın, cesur ve yenilikçi iş dünyası liderliğinin ve somut sonuçların COP’u olmalıdır.” UN Global Compact Avustralya Genel Sekreteri Kate Dundas da COP31’in Türkiye ve Avustralya arasında güçlü bir iş birliği zemini sunduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “COP31; Türkiye ve Avustralya arasında iş dünyasını, hükümetleri ve sivil toplumu ortak hedefler etrafında buluşturacak önemli bir iş birliği platformu sunuyor. İhtiyacımız olan şey, şirketlerin tek başlarına değil, COP taahhütlerinin hayata geçirilmesini destekleyen güvenilir bir ağın parçası olarak birlikte hareket etmesidir.” Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen ilk oturumda, raporun ortaya koyduğu veri temelli içgörüler doğrultusunda şirketlerin sürdürülebilirlik stratejileri, düzenleyici uyum süreçleri ve rekabet avantajı yaratma alanları ele alındı. HBR Türkiye Yazı İşleri Müdürü Beliz Kudat’ın moderatörlüğündeki oturuma TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü, İklim Değişikliği Başkanlığı İklim Finansmanı ve Teşvikler Dairesi Başkanı Mürsel Akbulut, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu Başkanlık Müşaviri Sevgi Kılıç Er ve UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele katıldı. Günün ikinci oturumunda ise CNBC-e’den Gazeteci ve Televizyon Sunucusu Şafak Tükle moderatörlüğünde Anadolu Efes CEO’su Onur Altürk, Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş ve Vanelli Tekstil Strateji Direktörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Sadi Cem Türkün, COP31’e giden süreçte iş dünyasının iklim yol haritasını değerlendirdi. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi; yönetişim, insan hakları ve çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında Türkiye’deki şirketlerin sürdürülebilirlik alanındaki ilerlemelerini ortaya koyarken önümüzdeki dönemde odaklanılması gereken alanlara ilişkin önemli içgörüler sundu. RAPORUN ORTAYA KOYDUĞU 8 ÖNCELİKLİ EYLEM ALANI Analiz, Türkiye iş dünyasının sürdürülebilirlik performansını daha ileri taşımak amacıyla sekiz öncelikli eylem alanı öneriyor: 1. Ölçülebilir hedefler ve yıllık ilerleme göstergeleri belirlemek Sürdürülebilirlik alanlarında politika ve taahhütlerinin olması önemli bir başlangıç olmakla birlikte, taahhütlerin zamana bağlı, sorumluları tanımlanmış ve performans göstergeleriyle ilişkilendirilmiş biçimde kurgulanması gerekmektedir. Çevre, insan hakları, çalışma standartları, yolsuzlukla mücadele ve yönetişim alanlarındaki taahhütlerin kamuya açık paylaşılması ve yıllık ilerlemenin raporlanması hesap verebilirlik kültürünü güçlendirecektir. 2. Sürdürülebilirlik yönetişimini operasyonel karar alma süreçlerine derinleştirmek Üst yönetim düzeyindeki sahiplik; sürdürülebilirlik performansının iş stratejisi, yatırım kararları, risk yönetimi, tedarikçi seçim kriterleri, insan kaynakları ve ücretlendirme sistemleriyle ilişkilendirilmesiyle güçlendirilmelidir. Sürdürülebilirlik hedeflerinin üst düzey yöneticilerin performans göstergelerine entegre edilmesi bu alanın kurumsal öncelik olarak kalıcı olmasını ve gelişmesini sağlayacaktır. 3. Değer zinciri yaklaşımını güçlendirmek Şirketlerin kendi operasyonlarındaki uygulama kapasitesi görece güçlüdür; ancak tedarikçiler ve iş ortakları düzeyinde izleme, eğitim, denetim ve düzeltici eylem mekanizmaları sınırlı kalmaktadır. Yönetişim çerçevesi içinde insan hakları, çalışma standartları, çevre ve yolsuzlukla mücadele başlıklarında tedarikçi davranış kuralları, risk bazlı ön değerlendirme süreçleri, sürdürülebilir satın alma kriterleri ve izleme-denetim mekanizmaları yaygınlaştırılmalıdır. Şirketler değer zincirindeki dönüşümü uyum beklentileriyle değil; kapasite geliştirme, finansal destek ve ortak öğrenme mekanizmalarıyla desteklemelidir. 4. İnsan hakları ve çalışma standartlarında durum tespiti süreçlerini kurumsallaştırmak Çocuk işçiliği, zorla çalıştırma, örgütlenme özgürlüğü, cinsiyet eşitliği, ayrımcılıkla mücadele, iş sağlığı ve güvenliği başlıklarında politika beyanlarıyla yetinilmemeli; riskleri proaktif biçimde tespit eden, önleyen, azaltan ve telafi eden mekanizmalar kurulmalıdır. Şikâyet mekanizmaları, erişilebilir, misilleme riskini önleyen ve etkili önleme ve telafi sağlayan yapılar olarak tasarlanmalıdır. 5. Çevre alanında taahhütlerden sistematik uygulamaya geçmek Enerji, atık, iklim ve su başlıklarındaki güçlü politika zemini; bilim temelli hedefler, net sıfır geçiş planları, fiziksel iklim riski ve senaryo analizleri, su stresi ve havza bazlı risk değerlendirmeleri, biyoçeşitlilik etkilerinin ölçülmesi ve döngüsel ekonomi uygulamalarıyla güçlendirilmelidir. 6. İklim eyleminden dayanıklı dönüşüme geçmek İklim eylemi yalnızca emisyon azaltımıyla sınırlı şekilde değil; uyum, dayanıklılık, doğa ve değer zinciri dönüşümüyle birlikte ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, şirketlerin artan iklim ve doğa kaynaklı risklere karşı uzun vadeli rekabetçiliklerini korumalarını ve değişen piyasa beklentilerine daha etkin uyum sağlamalarını destekleyecektir. 7. Yolsuzlukla mücadelede iç mekanizmaları dış denetimle desteklemek İş etiği, şirket içi uyum konusu olmanın ötesinde; adil rekabet ve sürdürülebilir değer zincirleri için kolektif bir sorumluluk alanı olarak ele alınmalıdır. 8. Veri kalitesi, doğrulama ve şeffaflığı güçlendirmek Veri toplama altyapılarının geliştirilmesi, ölçülen verilerin tutarlı biçimde raporlanması ve mümkün olan alanlarda bağımsız doğrulama süreçlerinin devreye alınması gerekmektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı ücret farkı, iş kazaları, değer zinciri insan hakları riskleri, su ve biyoçeşitlilik göstergeleri, sera gazı emisyonları gibi alanlardaki veri eksikliklerinin giderilmesi hesap verebilirliği artıracaktır. Verinin mevcudiyeti ve kalitesi artık sürdürülebilir finansmana erişimin de ön koşullarından biri haline gelmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bakan Tekin: "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar" Haber

Bakan Tekin: "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar"

Bakan Tekin, Ankara Ticaret Odası’nda (ATO) düzenlenen "İnsan Değer ve Teknoloji" temalı eğitim zirvesine katıldı. Eğitimde dijitalleşme, yapay zeka uygulamaları ve insan odaklı eğitim anlayışının ele alındığı programda konuşan Bakan Tekin, teknolojinin eğitim süreçlerinde önemli bir araç olduğunu ancak insan değerlerinin her zaman ön planda tutulması gerektiğini söyledi. ATO ev sahipliğinde gerçekleştirilen zirvede eğitim dünyasının temsilcileri, akademisyenler ve sektör paydaşları bir araya geldi. Programda teknolojinin eğitim sistemine etkileri, dijital dönüşüm süreci ve geleceğin eğitim modelleri masaya yatırıldı. Yapay zeka ve dijital uygulamaların eğitim süreçlerine entegrasyonunun önemine değinen Tekin, öğrencilerin sadece akademik başarıyla değil; ahlaki, sosyal ve kültürel yönleriyle de desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca zirve kapsamında eğitimde teknoloji kullanımı, dijital okuryazarlık ve geleceğin öğrenme modellerine ilişkin çeşitli oturumlar gerçekleştirildi. "Dün güç daha çok toprakta, sanayide, sermayede, orduda ve enerji kaynaklarında aranıyordu" Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatımızı kolaylaştıracak birçok alanlar oluştuğunu belirten Bakan Tekin, "Bugün teknoloji başlığını ele aldığımızda ekranlarımızdaki yeni uygulamaları, hayatımızı kolaylaştıran araçları ve üretimi hızlandıran yazılımları aşan, insanlığın geleceğine doğrudan temas eden kritik bir eşiğin önünde bulunduğumuzu hep beraber görüyoruz. İnsan hayatına dair bilginin kimlerin elinde toplanacağı, bu bilginin hangi maksatla işleneceği, hangi karar süreçlerine yön vereceği, insanın mahrem alanına nerede temas edeceği ve nihayetinde insan iradesinin bu büyük dijital düzen içinde nasıl korunacağı gibi hayati başlıklarla karşı karşıyayız. Dolayısıyla teknoloji meselesi, çağımızın bugün en temel egemenlik başlıklarından birisi dönüşmüş durumda. Dün güç daha çok toprakta, sanayide, sermayede, orduda ve enerji kaynaklarında aranıyordu. Bugün bütün bunların yanına veri merkezleri, algoritmalar, yapay zeka modelleri, dijital platformlar ve göremediğimiz karar sistemleri eklenmiştir. İnsanlığın geleceğine dair mücadele artık ekranda görünen kolaylıkların arkasında, görünmeyen veri akışlarında, insan davranışlarını okuyan sistemlerde ve toplumların kaderine temas eden dijital iktidar alanlarında şekillenmekte" diye konuştu. "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar" Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) olarak çocukların dijital dünyayla kurduğu ilişkiler için birçok proje geliştirdiklerinin altını çizen Bakan Tekin, "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar. Zira her teknoloji, arkasındaki insan tasavvurunun izini ve rengini taşıyacaktır. İnsana nasıl bakıyorsanız, kurduğunuz sistem, geliştirdiğiniz yazılım, kullandığınız veri, inşa ettiğiniz dijital düzen de o bakışın rengini taşır. İnsanı haysiyetiyle, iradesiyle, vicdanıyla ve anlam arayışıyla birlikte kavrayan bir akıl, teknolojiyi hayatı mamur kılan bir imkana dönüştürecektir. İnsanı araç eden bir zihin ise en parlak buluşları dahi insanlığın omzuna yüklenmiş ağır bir yük haline getirebilir. MEB olarak biz, evlatlarımızın dijital çağla kurduğu ilişkiyi dar bir kullanım becerisi alanına hapsetmeden ele almaya çaba gösteriyoruz. Çocuklarımızın teknolojiyle teması, ekran karşısında geçirdiği zamanla, kullandığı programla, öğrendiği kodla sınırlı görülmemeli. O temas, çocuklarımızın aynı zamanda düşünme biçimine, sabrına, dikkatine, mahremiyet duygusuna, vatan sevgisine doğruyu arama cesaretine ve insanla kurduğu ilişkinin ahlakına kadar uzanan çok geniş bir perspektifle ele alınmalıdır. Bizim için asıl mesele ise çocuklarımızın dijital dünyada hangi içerikle karşılaştığı kadar, o karşılaşma içinde kendi özgü muhakemesini, edebini, mahremiyetini ve iç bütünlüğünü koruyabilecek tedbirleri almaktır" şeklinde konuştu. "Büyük bir dönüşümün yaşandığı bir çağdayız" Teknolojinin gelişmesiyle birlikte yapay zekanın mesleklerde köklü bir değişim oluşturduğunu ifade eden ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran ise, "Büyük bir dönüşümün yaşandığı bir çağdayız. Dördüncü sanayi devrimi olarak tanımlanan dijitalleşme, yapay zeka, otomasyon ve yeşil dönüşüm gibi başlıkları gündemimizi belirlediği bu süreçte hayatımız, üretim biçimimiz ve mesleklerimiz köklü bir şekilde yeniden şekilleniyor. Bu gelişmeler iş piyasalarında yeniden yapılanmaya itiyor. Yeni meslekler ortaya çıkarken bazı meslekler dönüşüyor. Bazıları ise tamamen ortadan kalkıyor. Böylesine hızlı ve derin bir dönüşümün yaşandığı bir çağda, insanı inşa etmenin en temel yolu olan eğitimin aynı kalması da elbette düşünülemez. Eğitim her ne kadar ilkokuldan üniversiteye kadar öğrencilere okumayı, yazmayı, matematiği, fiziği, kimyayı öğretmek bilgi aktarmak gibi görülse de esasen insanı yetiştirmek, toplumu inşa etmek demektir. Eğitim bilgiden başlar, pratikle gelişir. Onu tamamlayan ve anlamlı kılan şey ise değerlerle buluşmasıdır. Değerler olmadığı zaman topluma fayda sağlayan bir eğitimden bahsetmek mümkün değildir" dedi. "Düşünebilen, sorgulayabilen, çözüm üretebilen, değişime uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmek zorundayız" MEB’in projesi olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin teknoloji konusunda son derece önemli bir gelişim olduğunu vurgulayan Baran, "Düşünebilen, sorgulayabilen, çözüm üretebilen, değişime uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmek zorundayız ama bunun ötesinde tüm bu yetkinlikleri güçlü bir değerler zemini üzerinde inşa etmek durumundayız. Çünkü ilk üç sanayi devrimi de dördüncüyü de gerçekleştiren ve yönlendiren unsur sadece insandır. İnsanı güçlü, hayatı anlamlı kılan ise sadece teknik bilgi değil, ahlak, vicdan ve sorumluluk bilincidir. Tam bu noktada Milli Eğitim Bakanlığımızın hayata geçirdiği, bizzat sayın Bakanımızın projesi olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin son derece kıymetli bir yaklaşım olduğunu da özellikle ifade etmek isterim. Bu model bilgiyi, beceriyi ve değeri bir arada ele almasıyla sadece akademik bir başarıyı değil karakter ve şahsiyet inşasını merkezi koymasıyla çok önemli bir ihtiyaca da cevap veriyor" ifadelerini kullandı. Düzenlenen programa, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanı sıra, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Özel Öğretim Derneği Başkanı Ahmet Akça, ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, öğrenciler ve akademisyenler katılım sağladı. Program, hatıra fotoğrafları çekimi ile son buldu.

Teşvik Almanın önemi: Yatırım uzmanı Sibel Çelebi'den Tavsiyeler Haber

Teşvik Almanın önemi: Yatırım uzmanı Sibel Çelebi'den Tavsiyeler

Teşvik almanın işletmeler için önemini kaleme alan yatırım uzmanı Sibel Çelebi, önemli bilgilendirmeleri ile TTN TÜRK köşe yazılarında bizleri aydınlatmaya devam edecek bu gün yayınlanan ilk köşe yazısı ise şöyle; Teşvik Almayan İşletmeler 2026’da Rekabet Edemez Türkiye’de iş dünyasında uzun süredir gözlemlediğim kritik bir gerçek var: İşletmelerin büyük bir kısmı hâlâ devlet teşviklerini “ek avantaj” olarak görüyor. Oysa güncel ekonomik koşullarda bu yaklaşım artık geçerliliğini yitirmiştir. 2026 itibarıyla devlet teşvikleri, işletmeler için bir tercih değil, doğrudan rekabet unsurudur. Bugün aynı sektörde faaliyet gösteren iki firmayı karşılaştırdığınızda; teşvikleri doğru kullanan işletmenin maliyet, kârlılık ve büyüme hızında açık ara öne geçtiğini net şekilde görmek mümkündür. GERÇEK PROBLEM NEREDE? Sorun teşviklerin yetersiz olması değil. Sorun, teşviklerin stratejik bir araç olarak kullanılmamasıdır. Sahada en sık karşılaştığım durumlar: Teşviklerden haberdar olmayan işletmeler Yanlış veya eksik başvurular Süreci profesyonel yönetemediği için destekleri kaybeden firmalar Bu nedenle birçok işletme, hak ettiği destekleri alamadan sistemin dışında kalmaktadır. TEŞVİK SİSTEMİ DOĞRU KULLANILDIĞINDA NE SAĞLAR? Doğru kurgulanmış bir teşvik stratejisi ile: Yatırım maliyetleri ciddi oranlarda düşer Vergisel avantajlar ile nakit akışı güçlenir SGK destekleri ile istihdam maliyeti azalır İhracat süreçleri hızlanır Kısacası teşvikler, işletmeler için görünmeyen bir finansman kaynağıdır. EN BÜYÜK YANILGI Pek çok firma şu hatayı yapıyor: “Yatırımı yapalım, sonra teşviğe bakarız.” Bu yaklaşım, teşvik sisteminin doğasına tamamen aykırıdır. Doğru olan şudur: Yatırım kararı ile teşvik planlaması aynı anda yapılmalıdır. Aksi halde işletme, alabileceği desteklerin büyük kısmını baştan kaybeder. 2026’DA ÖNE ÇIKAN KRİTİK DESTEK ALANLARI Bugün en fazla katma değer sağlayan başlıklar: Yatırım Teşvik Sistemi : Vergi indirimi, SGK desteği ve maliyet avantajı KOSGEB Destekleri : Özellikle dijitalleşme ve kapasite artırımı İhracat Teşvikleri : Fuar, tanıtım ve marka destekleri Yeşil Dönüşüm : Enerji ve sürdürülebilirlik yatırımları Bu alanlar doğru analiz edildiğinde işletmeye doğrudan rekabet üstünlüğü sağlar. SAHADAN NET BİR TESPİT Bugün teşvikleri doğru yöneten işletmeler: Daha hızlı büyüyorDaha düşük maliyetle üretim yapıyorDaha agresif fiyatlama ile pazarda yer alıyor Teşvik kullanmayan işletmeler ise aynı yarışa 1-0 geride başlıyor. SONUÇ Devlet teşvikleri artık “bilinirse iyi olur” seviyesinde bir konu değildir. Bu sistemin dışında kalan işletmeler, önümüzdeki dönemde rekabet gücünü sürdüremez. Bu nedenle teşvikler: Finans değil, strateji konusudurDestek değil, büyüme aracıdırOpsiyon değil, zorunluluktur Sibel ÇELEBİ Eluna Group Teşvik Danışmanlığı Devlet Teşvikleri ve Stratejik Yatırım Uzmanı Sibel Çelebi Tüm yazıları için tıkla

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.