Uygulamalarımız appstore googleplay

#Türkiye Yüzyılı

TTN TÜRK - Türkiye Yüzyılı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye Yüzyılı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP'li iki belediyeden AK Parti'ye katılım... Rozetlerini Erdoğan taktı Haber

CHP'li iki belediyeden AK Parti'ye katılım... Rozetlerini Erdoğan taktı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda CHP’den istifa eden Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal ile Dinar Belediye Başkanı Veysel Topçu’ya parti rozeti taktı. Erdoğan, CHP yönetimine yönelik sert mesajlar verdi. ANKARA (İGFA) - Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Genel Merkezi’nde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda gündeme ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Toplantıda CHP’den istifa eden Burcu Köksal ile Veysel Topçu’nun AK Parti’ye katılımı da resmiyet kazandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından iki belediye başkanına AK Parti rozetlerini takarak, “Türkiye’ye hizmet mücadelesini bugünden itibaren AK Parti çatısı altında yürütecek Afyonkarahisar ve Dinar Belediye Başkanlarına aramıza hoş geldiniz diyorum” ifadelerini kullandı. AK Parti’nin kuruluşunun 25’inci yılına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin 14 Ağustos 2001’de “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sloganıyla çıktığı yolda milletin desteğiyle kararlılıkla yürüdüğünü söyledi. CHP yönetimine yönelik sert eleştirilerde bulunan Erdoğan, “İyice muvazeneyi yitiren CHP yönetiminin kirli siyaseti bizi yolumuzdan alıkoyamaz. Siyasi üslup kişinin aynasıdır. Karakter suikastı yapanlar, karakter fukaralarının ta kendileridir” dedi. "MEYHANE JARGONUYLA KAPASİTE AÇIĞI KAPATILAMAZ" CHP’nin siyaset dilini de eleştiren Erdoğan, “Meyhane jargonuyla ona buna saldırarak, hakaret ederek siyasetteki kapasite açığı kapatılamaz. CHP yönetimi vatandaşın aklıyla alay etmeyi bırakmalı, başkalarını suçlama kurnazlığından vazgeçmelidir” diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP’nin hatalarıyla yüzleşmesi gerektiğini belirterek, “CHP yönetimi bahane, bühtan ve fitne üretmeye harcadığı enerjiyi kendi yanlışlarını düzeltmeye ayırmalıdır. Şayet cesaretleri varsa bunları düzeltmek için çaba harcamalıdır” ifadelerini kullandı. https://twitter.com/Akparti/status/2054192128645828944 Afyonkarahisar ile ilgili birlik mesajı da veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yeni arkadaşlarımızla el ele verecek, tam bir dayanışma içinde Afyon’un daha da gelişmesi için birlikte çalışacağız” dedi. AK Parti’nin siyaset anlayışına da vurgu yapan Erdoğan, “Biz makamda şeref bulan değil, şerefi millete hizmet etmekte gören bir kadroyuz. Bizde kibir, böbürlenme ve millete tepeden bakma yoktur. Hizmet ve eser yarışı vardır” değerlendirmesinde bulundu. Konuşmasının sonunda “Türkiye Yüzyılı” hedefini yineleyen Erdoğan, “Türkiye Yüzyılı’nı inşa edene kadar durmadan, dinlenmeden çalışacağız” mesajını verdi.

Bakan Tekin: "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar" Haber

Bakan Tekin: "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar"

Bakan Tekin, Ankara Ticaret Odası’nda (ATO) düzenlenen "İnsan Değer ve Teknoloji" temalı eğitim zirvesine katıldı. Eğitimde dijitalleşme, yapay zeka uygulamaları ve insan odaklı eğitim anlayışının ele alındığı programda konuşan Bakan Tekin, teknolojinin eğitim süreçlerinde önemli bir araç olduğunu ancak insan değerlerinin her zaman ön planda tutulması gerektiğini söyledi. ATO ev sahipliğinde gerçekleştirilen zirvede eğitim dünyasının temsilcileri, akademisyenler ve sektör paydaşları bir araya geldi. Programda teknolojinin eğitim sistemine etkileri, dijital dönüşüm süreci ve geleceğin eğitim modelleri masaya yatırıldı. Yapay zeka ve dijital uygulamaların eğitim süreçlerine entegrasyonunun önemine değinen Tekin, öğrencilerin sadece akademik başarıyla değil; ahlaki, sosyal ve kültürel yönleriyle de desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca zirve kapsamında eğitimde teknoloji kullanımı, dijital okuryazarlık ve geleceğin öğrenme modellerine ilişkin çeşitli oturumlar gerçekleştirildi. "Dün güç daha çok toprakta, sanayide, sermayede, orduda ve enerji kaynaklarında aranıyordu" Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatımızı kolaylaştıracak birçok alanlar oluştuğunu belirten Bakan Tekin, "Bugün teknoloji başlığını ele aldığımızda ekranlarımızdaki yeni uygulamaları, hayatımızı kolaylaştıran araçları ve üretimi hızlandıran yazılımları aşan, insanlığın geleceğine doğrudan temas eden kritik bir eşiğin önünde bulunduğumuzu hep beraber görüyoruz. İnsan hayatına dair bilginin kimlerin elinde toplanacağı, bu bilginin hangi maksatla işleneceği, hangi karar süreçlerine yön vereceği, insanın mahrem alanına nerede temas edeceği ve nihayetinde insan iradesinin bu büyük dijital düzen içinde nasıl korunacağı gibi hayati başlıklarla karşı karşıyayız. Dolayısıyla teknoloji meselesi, çağımızın bugün en temel egemenlik başlıklarından birisi dönüşmüş durumda. Dün güç daha çok toprakta, sanayide, sermayede, orduda ve enerji kaynaklarında aranıyordu. Bugün bütün bunların yanına veri merkezleri, algoritmalar, yapay zeka modelleri, dijital platformlar ve göremediğimiz karar sistemleri eklenmiştir. İnsanlığın geleceğine dair mücadele artık ekranda görünen kolaylıkların arkasında, görünmeyen veri akışlarında, insan davranışlarını okuyan sistemlerde ve toplumların kaderine temas eden dijital iktidar alanlarında şekillenmekte" diye konuştu. "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar" Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) olarak çocukların dijital dünyayla kurduğu ilişkiler için birçok proje geliştirdiklerinin altını çizen Bakan Tekin, "Teknolojiye yön verecek insanı yetiştiren ülkeler, geleceğin dilini de kendi değerleriyle kurma imkanına sahip olacaklar. Zira her teknoloji, arkasındaki insan tasavvurunun izini ve rengini taşıyacaktır. İnsana nasıl bakıyorsanız, kurduğunuz sistem, geliştirdiğiniz yazılım, kullandığınız veri, inşa ettiğiniz dijital düzen de o bakışın rengini taşır. İnsanı haysiyetiyle, iradesiyle, vicdanıyla ve anlam arayışıyla birlikte kavrayan bir akıl, teknolojiyi hayatı mamur kılan bir imkana dönüştürecektir. İnsanı araç eden bir zihin ise en parlak buluşları dahi insanlığın omzuna yüklenmiş ağır bir yük haline getirebilir. MEB olarak biz, evlatlarımızın dijital çağla kurduğu ilişkiyi dar bir kullanım becerisi alanına hapsetmeden ele almaya çaba gösteriyoruz. Çocuklarımızın teknolojiyle teması, ekran karşısında geçirdiği zamanla, kullandığı programla, öğrendiği kodla sınırlı görülmemeli. O temas, çocuklarımızın aynı zamanda düşünme biçimine, sabrına, dikkatine, mahremiyet duygusuna, vatan sevgisine doğruyu arama cesaretine ve insanla kurduğu ilişkinin ahlakına kadar uzanan çok geniş bir perspektifle ele alınmalıdır. Bizim için asıl mesele ise çocuklarımızın dijital dünyada hangi içerikle karşılaştığı kadar, o karşılaşma içinde kendi özgü muhakemesini, edebini, mahremiyetini ve iç bütünlüğünü koruyabilecek tedbirleri almaktır" şeklinde konuştu. "Büyük bir dönüşümün yaşandığı bir çağdayız" Teknolojinin gelişmesiyle birlikte yapay zekanın mesleklerde köklü bir değişim oluşturduğunu ifade eden ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran ise, "Büyük bir dönüşümün yaşandığı bir çağdayız. Dördüncü sanayi devrimi olarak tanımlanan dijitalleşme, yapay zeka, otomasyon ve yeşil dönüşüm gibi başlıkları gündemimizi belirlediği bu süreçte hayatımız, üretim biçimimiz ve mesleklerimiz köklü bir şekilde yeniden şekilleniyor. Bu gelişmeler iş piyasalarında yeniden yapılanmaya itiyor. Yeni meslekler ortaya çıkarken bazı meslekler dönüşüyor. Bazıları ise tamamen ortadan kalkıyor. Böylesine hızlı ve derin bir dönüşümün yaşandığı bir çağda, insanı inşa etmenin en temel yolu olan eğitimin aynı kalması da elbette düşünülemez. Eğitim her ne kadar ilkokuldan üniversiteye kadar öğrencilere okumayı, yazmayı, matematiği, fiziği, kimyayı öğretmek bilgi aktarmak gibi görülse de esasen insanı yetiştirmek, toplumu inşa etmek demektir. Eğitim bilgiden başlar, pratikle gelişir. Onu tamamlayan ve anlamlı kılan şey ise değerlerle buluşmasıdır. Değerler olmadığı zaman topluma fayda sağlayan bir eğitimden bahsetmek mümkün değildir" dedi. "Düşünebilen, sorgulayabilen, çözüm üretebilen, değişime uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmek zorundayız" MEB’in projesi olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin teknoloji konusunda son derece önemli bir gelişim olduğunu vurgulayan Baran, "Düşünebilen, sorgulayabilen, çözüm üretebilen, değişime uyum sağlayabilen bireyler yetiştirmek zorundayız ama bunun ötesinde tüm bu yetkinlikleri güçlü bir değerler zemini üzerinde inşa etmek durumundayız. Çünkü ilk üç sanayi devrimi de dördüncüyü de gerçekleştiren ve yönlendiren unsur sadece insandır. İnsanı güçlü, hayatı anlamlı kılan ise sadece teknik bilgi değil, ahlak, vicdan ve sorumluluk bilincidir. Tam bu noktada Milli Eğitim Bakanlığımızın hayata geçirdiği, bizzat sayın Bakanımızın projesi olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin son derece kıymetli bir yaklaşım olduğunu da özellikle ifade etmek isterim. Bu model bilgiyi, beceriyi ve değeri bir arada ele almasıyla sadece akademik bir başarıyı değil karakter ve şahsiyet inşasını merkezi koymasıyla çok önemli bir ihtiyaca da cevap veriyor" ifadelerini kullandı. Düzenlenen programa, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanı sıra, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Özel Öğretim Derneği Başkanı Ahmet Akça, ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, öğrenciler ve akademisyenler katılım sağladı. Program, hatıra fotoğrafları çekimi ile son buldu.

Bakan Bolat: "İstikrarına gıptayla bakılan ve rol model alınan bir ülke konumundayız" Haber

Bakan Bolat: "İstikrarına gıptayla bakılan ve rol model alınan bir ülke konumundayız"

İstanbul Finans Merkezi’nde düzenlenen "Ticarette Türkiye Yüzyılı Zirvesi", Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın katılımıyla gerçekleştirildi. İş dünyası temsilcileri, ekonomistler ve sektör uzmanlarını bir araya getiren zirvede, Türkiye’nin ihracattaki büyüme hedefleri, küresel ticaretteki yeni stratejileri ve bölgesel ekonomik gelişmeler ele alındı. Türkiye’nin her yıl artış gösteren ihracat rakamları ve stratejik ticari hamlelerinin ana gündem maddeleri arasında yer aldığı zirvede, "Türkiye Yüzyılı" vizyonu doğrultusunda ekonomide kaydedilen ilerlemeler değerlendirildi. Türkiye’nin küresel pazardaki rekabet gücü, yeni ticaret adımları ve dış ticarette izlenecek yol haritası uzman isimlerin katkılarıyla masaya yatırıldı. Özellikle küresel ticaret savaşları, enerji arz güvenliği, tedarik zincirlerindeki kırılmalar ve bölgesel gelişmelerin ekonomiye etkilerinin ele alındığı oturumda, Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmelerin ardından enerji ve lojistik hatlarının güvenliği küresel ticaretin en kritik başlıkları arasında değerlendirildi. İran, ABD ve İsrail arasında yaşanan gerilimlerin bölge ekonomisine etkileri ile enerji piyasalarında oluşabilecek riskler de zirvede geniş kapsamlı şekilde münazara edildi. Programda ayrıca Türkiye’nin ihracat vizyonu, yeni pazarlara açılım stratejileri ve değişen küresel ekonomik dengeler çerçevesinde iş dünyasının önündeki fırsatlar ele alındı. Katılımcılar, Türkiye’nin jeopolitik konumu sayesinde bölgesel ticaret ve lojistikte stratejik bir merkez olma konumunu güçlendirdiğine dikkat çekti. Zirve kapsamında gerçekleştirilen özel oturumda Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bakan Bolat, Hürmüz Boğazı ve İran, İsrail, Amerika çatışmasına gelinceye kadar dünya resmine bakıldığında çok çalkantılı bir süreçten geçildiğini aktararak, " 2008-2009 dünya finans ve ekonomi krizi, ardından egemen borç krizi, Türkiye’de yaşadığımız Gezi olayları, darbe girişimleri, kanlı darbe girişimleri, ardından COVID krizi dünyayı sarstı. COVID’den bir yıl sonra enflasyon patlaması yaşandı bütün dünyada. Bir yıl sonra Rusya-Ukrayna savaşı patlak verdi, bu büyük bir enerji fiyat ve arz krizine yol açtı, gıda fiyat ve arz krizine yol açtı. Bir yıl sonra biz tarihimizin en yıkıcı iki deprem felaketiyle maruz kaldık ve büyük bir 53 bin can kaybı ve 11 vilayetimizin ağır fiziki yıkımı, 120 milyar dolarlık bir bütçe ihtiyacı ve kısa sürede 13.5 milyon insanın rahatlatılması, ev ve iş yerlerine kavuşturulması. Derken geçen yılın başından bu yana da emtia fiyatlarında büyük artışlar ve ticaret savaşları, gümrük vergisi savaşları, ticaretteki korumacılık rüzgarının çok hızlı esmesi, buna karşı ülkelerin içine kapanması, ülke gruplarının bloklaşması, Birleşmiş Milletler, NATO ve Avrupa Birliği’ndeki çalkantılar ve bu süreçte Dünya Ticaret Örgütü’nün etkisizleşmesi ve geçen yıldan itibaren başlayan Hindistan-Pakistan, Pakistan-Afganistan, İsrail’in İran’a saldırıları, ondan sonra da 70 gün önce patlak veren ABD-İsrail ortaklaşa İran’a saldırılar, İran’ın bu saldırılara mukabele etmesi, direnç göstermesi ve bunu Ortadoğu ülkelerine, Körfez ülkelerine de yayarak ve de Hürmüz Boğazı’nı da kapatarak büyük bir çalkantıya yol açması" diye konuştu. "Cumhurbaşkanımız ve Dışişleri Bakanımız barışı sağlamak için büyük uğraş verdi" ABD, İsrail ve İran arasındaki savaş ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının 1973 birinci petrol krizi, 1979 ikinci petrol krizi ve 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşının getirdiği enerji arz ve fiyat krizleri hepsinin toplamından daha yıkıcı, daha büyük bir krize yol açtığının altını çizen Bolat, " Dünyadaki doğalgazın yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçerek dünyaya satılıyordu. Dünyadaki gübre arzının, petrokimya ürünlerinin yaklaşık üçte birine yakın bir kısmı Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu ve dünyaya satılıyordu. Şimdi Hürmüz Boğazı’nda gemilere saldırılar başlayıp ve Hürmüz Boğazı’nı İran kendi direnişi için bir koz olarak kullanmaya başlayınca piyasalarda aniden arz krizi endişesi ve fiyatlarda yukarı doğru hızlı tırmanış başladı. Petrol varili 63-64 dolardı geçen yılın sonlarında, 117-120 dolara kadar yükseldi neredeyse yüzde 80-90 yüze yakın artış. Bunu aynı şekilde doğalgaz izliyor. Gübre fiyatları, petrokimya fiyatlarında yüzde 70-80 artışlar var. Bugün her ürünün üretiminde kimyasal ürün vardır. Petrokimya ürünleri de birçok sektöre hammadde ve girdi oluşturur. Gübre ise yediğimiz içtiğimiz her şeyin temel ihtiyacı olan bir madde. Dolayısıyla etkiler olarak bir; enflasyona maalesef olumsuz artış etkisi. İkincisi; piyasada bulunamama arz sorunu etkisi dünya için konuşuyorum, biz de onun bir parçasıyız. Üçüncüsü de; özellikle ülkeler arasında ticaretin zayıflaması, azalması ve ekonomik büyümenin azalması gibi olumsuz etkileri beraberinde getirdi. Önce şöyle zannedilmişti; ABD, İsrail, İran’da birkaç gün içinde rejimi düşürür veya iki taraf bir iki hafta vuruşur sonra ateşkes sağlanır gibi kısa sürer umuduyla bakılıyordu. Türkiye bu dönemde Sayın Cumhurbaşkanımız ve Dışişleri Bakanımız ve ekipleriyle beraber barışı sağlamak için, ateşkes sağlamak için gerçekten büyük uğraş verdi, hala da vermeye devam ediyor. Türkiye, Pakistan, Mısır gibi dost ve kardeş ülkeler. Şu anda gelinen noktada işte müzakereler ya da diğer adıyla pazarlıklar devam ediyor." dedi. "İstikrarına gıptayla bakılan ve rol model alınan bir ülke konumundayız" Hürmüz Boğazında yaşananların Türkiye üstündeki etkilerine de değinen Bakan Bolat, "Biz bu ülkelere komşu ülkeyiz ve öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki, herkes şöyle haritayı zihninde canlandırsın: Kuzeyinde mini bir dünya savaşı Rusya-Ukrayna, batıda yıllarca sürmüş bir Balkan savaşları, doğuda Azerbaycan ile Ermenistan arasında, Azerbaycan’ın Karabağ toprağını kurtarmak için 32 yıllık işgal ve sonrasında kurtarılması, güneyimizde Suriye, Irak’ta geçmiş, yakın geçmişte yaşananlar; İsrail’in Filistin’deki, Gazze’deki, Batı Şeria’daki katliamları, soykırımı; Suriye’ye, Yemen’e, Lübnan’a saldırıları, Katar’a gidip orada bombalama yapması vesaire. Böyle bir coğrafyada bir ülke yıldız gibi parlıyor. Gerçekten Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliği ve dirayetli yönetimiyle 23 senede 40 yıllık terörü yok etmiş ve Türkiye topraklarında vatandaşlarımızın tırnağına zarar gelmeden bu savaşlardan Türkiye’yi ve halkımızı ayrı tutmuş, korumuş, terörü yok etmiş, huzur ve asayişi sağlamış ve yılda da ortalama yüzde 5.4 büyüme sağlamış bir ülke. Ve milli gelirini 238 milyar dolardan 1.6 trilyon dolara 6 kat çıkarmış, kişi başına milli gelirini 3.600 dolardan 18.040 dolara çıkarmış, 5 katından fazla. İhracatını da mal ve hizmet toplamı olarak 2002’deki 50 milyar dolardan 396 milyar dolara geçen yıl taşımış bir ülke. Ve de dış politikasıyla, savunma sanayisiyle, güçlü ordusuyla herkesin kendisini ortak görmek istediği, müttefik görmek istediği, istikrarına gıptayla baktığı ve rol model aldığı, almaya çalıştığı bir ülke konumundayız" değerlendirmesinde bulundu. "Allah’a çok şükür ürünlerde kimse bir arz sorunu yaşamadı" Savaşın başlamasıyla beraber birçok ülkede benzin kuyrukları, mazot kuyrukları, elektrik kesintileri, gübre arz paniği ve home ofis , home eğitim çalışmalarına dönüşler gibi uygulamaların yaşandığına dikkat çeken Bolat şunları söyledi: "Biz de hükümetimizin bu dirayetli, güven verici politikaları ve arz tedariğinde önceden yaptığı tedarikler nedeniyle Allah’a çok şükür ne mazotta, benzinde, uçak yakıtında, elektrikte, doğalgazda, gübrede, petrokimya ürünlerinde kimse bir arz sorunu yaşamadı. Fiyat artışları bu saydığımız ürünlerde dünyadaki fiyatların artışlarından dolayı yaşanan bir durum. Kendi malımız değil sonuçta, ithal ederek almak zorundayız ve üretimimizin yetmediği yerde de ithal etmek zorunda kaldığımızda dünya fiyatlarını ödemek zorundayız. Bunu alanlar da buradaki maliyetleri fiyata yansıtmaya çalışıyor o anlamda. Ve biz ihracatta gübre ihracatını durdurduk hemen dakika bir bu savaş başlar başlamaz. Tarım ve Orman Bakanlığımızla koordine hareket ettik, Ekonomi Koordinasyon Kurulu sürekli tedbirler, aksiyonlarla ilgili toplantılar yaptı ve gübre ithalatında gümrük vergisini sıfırladık. Kim bulabiliyorsa, alabiliyorsa dünyanın değişik yerlerinden sıfır gümrükle getirsin olarak. Antrepolarda 350 bin ton gübre vardı, bunların da yurt dışına çıkışını yasakladık ve içeriye satışına izin verdik. Bu tedbirlerle gübrede, petrokimya ürünlerinde, akaryakıtta, uçak benzininde hiçbir sıkıntı olmadı. Birçok hava yolları uçak benzin maliyetlerinden dolayı seferlerini çok azaltıyor ve kimi kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalırken bizim hava yollarımız çalışmaya devam ediyorlar." "Cumhuriyet tarihinin ikinci en yüksek aylık rekorunu elde ettik" Körfez Ülkeleri ile olan ticarette yaşananları da aktaran Bolat, "Körfez ülkeleriyle ticaretimizde de şunu gördük; ilk ay bir şok ayıydı Mart ayı, orada yüzde 35 bir ihracat azalması yaşadık o ve Körfez ülkelerine yaptığımız ihracat 1.5 milyar dolara geriledi. Ama Körfez ülkelerinin ihtiyaçları arttığı için ve birçok başka ülkelerden de Hürmüz Boğazı’nı geçip tedarik edemedikleri için Türkiye’den siparişler arttı. Avrupa’dakiler Uzak Doğu’dan ya da Körfez’den alamadıkları ürünler olunca oradan siparişler artmaya başladı. Harika bir Nisan ayı geçirdik ve ihracatımız Nisan ayında yüzde 22.5 artışla ve nette de 4.8 milyar dolar artışla 25.6 milyar dolara yükseldi. Haziran rekoru kırdık, Cumhuriyet tarihinin ikinci en yüksek aylık rekorunu elde ettik. Geçen Aralık ayında da 26.4 milyar dolarla Cumhuriyet tarihi 103 yılın, 1230 ayın rekorunu kırmıştık" dedi. Bakan Bolat, perşembe ve cuma günlerinin en önemli ihracat günleri olduğunu söyleyerek şunları kaydetti: "Bu yılın önemli bir özelliği; milli bayramlar, dini bayramlar hep hafta ortasına geldi, bizim iş günlerimiz gidiyor. Arada da bir iki gün olduğunda köprü yapıyorlar, birleştirme tatil yapıyorlar; bayağı bir zarar görüyoruz. Ocak ayı 1-2 Ocak öyle oldu, Perşembe Cuma bizim en önemli ihracat günlerimiz. Derken Ramazan Bayramı yine hafta arasına geldi. Şimdi biz Haziran’da bütün ilk üç ayı izale ettik, artı yüzde 3 artışa geçtik dört aylıkta rekordayız 88.6 milyar dolarla. Ama Mayıs böyle bizim için biraz zor geçecek gibi. Geçen yıl Mayıs’ta 20 iş günü vardı, bu yıl Mayıs’ta sadece 14 iş günü var. 1 Mayıs Cuma’ya geldi, bizim 1.5 milyar dolar ihracat yaptığımız gün gitti. 19 Mayıs Salı’ya geliyor, Kurban Bayramı 9 gün tatil; bize kalıyor 14 iş günü. Geçen yıl da o zamanın rekor ayı 24.8 milyar dolardı Mayıs rekorumuz ve Cumhuriyet rekoruydu. Ama talepteki bu canlılıkla kesinlikle altta kalacağımız mukadder ama biz Haziran ayında bunun acısını çıkaracağız. Haziran ayında milli bayram, dini bayram yok bu sene. Geçen yıl Kurban Bayramı Haziran’a gelmişti, baz etkisi bu defa lehimize çalışacak. İnşallah 25-26 milyar dolarla Mayıs’taki kaybı telafi edeceğiz ve yani yıllık hedeflerimiz doğrultusunda devam edeceğiz."

Bakan Işıkhan: "SGK’ya olan borçlarda mevcutta 36 ay olan tecil-taksitlendirme süresini 72 aya çıkarıyoruz" Haber

Bakan Işıkhan: "SGK’ya olan borçlarda mevcutta 36 ay olan tecil-taksitlendirme süresini 72 aya çıkarıyoruz"

Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) tarafından ‘Ulusal Yeterlilik Sisteminin Sürdürülebilirliği ve Kalite Güvencesi Çalıştayı’ düzenlendi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın katılımıyla gerçekleşen programda Türkiye’nin ulusal yeterlilik sistemi değerlendirilerek, kalite güvencesi anlayışının daha ileri taşınması amaçlandı. Çalıştayda konuşan Bakan Işıkhan, çalıştayın mesleki yeterlilik alanında kurumlar arasındaki iş birliğini derinleştiren ve geleceğe dair somut, uygulanabilir bir yol haritası ortaya koyan çok kıymetli bir platform olduğunu belirtti. "Dijital ve yeşil dönüşümle birlikte beceri dönüşümünü de içeren bütüncül bir yaklaşımı benimsemek zorundayız" Işıkhan, Dünya Ekonomik Forumu’nun raporlarının gelecek dönemde mesleklerin önemli bir kısmının dönüşeceğini, yeni mesleklerin ortaya çıkacağını ortaya koyduğunu hatırlattı. Türkiye’nin bu dönüşümün merkezinde olduğunu ifade eden Işıkhan, "Türkiye’nin beceri politikalarında; karşılıklı öğrenme ve deneyim paylaşımını merkeze alan güçlü bir vizyonu bulunmaktadır. Bir taraftan nüfusumuz hızlı bir şekilde yaşlanmaktadır. Bu durum, işgücü piyasalarını ve beceri politikalarını; meslekleri ve mesleki yeterlilikleri; sosyal koruma sistemlerini ve kamu maliyesini doğrudan etkileyen bir kırılma noktası olacaktır. Bu nedenle dijital ve yeşil dönüşümle birlikte beceri dönüşümünü de içeren bütüncül bir yaklaşımı benimsemek zorundayız. Bu dönüşüm, yeni fırsatlar sunmakla birlikte bu fırsatlardan kimlerin nasıl yararlanacağı; büyük ölçüde toplumların bu sürece ne kadar hazırlıklı olduklarına bağlı kalacaktır. Özetle bu üçüz dönüşümü birlikte yönetmek zorundayız" açıklamasında bulundu. "MYK Belgeleri ekonomi için verimlilik unsurudur" Işıkhan, Mesleki Yeterlilik Kurumu’nun meslekleri tanımlayan, becerileri standartlaştıran, ölçen ve belgelendiren ulusal bir kalite altyapısı olduğunun altını çizerek, "Mesleki Yeterlilik Kurumumuz tarafından yürütülen çalışmalar da tam olarak bu çerçevede nitelikli, belgeli ve yetkin iş gücünün yaygınlaştırılması suretiyle ülkemizin kalkınma hedeflerine doğrudan katkı sunmaktadır. Ayrıca Mesleki Yeterlilik Kurumumuz, tecrübesiyle çevre ülkelere de rol model olabilecek çalışmalara da imza atacak seviyeye ulaşmıştır. Bu doğrultuda da çalışmalarımızı gerçekleştiriyoruz. Mesleki Yeterlilik Belgeleri; çalışanlar için bir güven kaynağı, işveren için doğru eşleşmenin anahtarı, ekonomi için verimlilik unsurudur" ifadelerine yer verdi. "3,5 milyon vatandaşımız MYK belgesi sahibi olmuştur" Gerçekleştirdikleri son düzenlemeyle 40 yeni mesleğin daha belge zorunluluğu kapsamına alındığını hatırlatan Işıkhan, "Bu sayıyla belge zorunluluğu bulunan toplam meslek sayısı 244’e yükselmiştir. Bugün itibarıyla 3,5 milyon vatandaşımız MYK belgesi sahibi olmuştur. 27 sektörde 945 meslek standardı ve 697 ulusal yeterlilik hayata geçirilmiştir. 9 ülkede MYK belgeleri, Türkiye’nin güvenini ve kalitesini taşımaktadır. Bu çalışmaları devam ettirerek önümüzdeki dönemde mesleki yeterlilik sistemimizi daha esnek ve verimli hale getirmeyi, yeni nesil becerilere hızlı uyum sağlayan yapılar kurmayı, eğitim-istihdam-üretim bağını daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz" değerlendirmesinde bulundu. "‘Ulusal Yeterlilik Sisteminin Sürdürülebilirliği ve Kalite Güvencesi Çalıştayı’ yeni bir yol haritası oluşturacak" Işıkhan, mesleki yeterlilik konusunda yalnızca ölçen değil, aynı zamanda yön gösteren bir sistem inşa etmek zorunda olduklarını vurgulayarak, "İnanıyorum ki bu çalıştay, sistemimizin güçlü yönlerini daha da pekiştirecek, gelişime açık alanları ortaya koyacak ve ortak akılla yeni bir yol haritası oluşturacaktır. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda nitelikli, belgeli ve yetkin insan kaynağını artırmak en stratejik önceliklerimizden biridir" şeklinde konuştu. "SGK’ya olan borçlarda mevcutta 36 ay olan tecil-taksitlendirme süresini 72 aya çıkarıyoruz" Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim borçlarına ilişkin düzenlemeyle ilgili de bilgi veren Bakan Işıkhan, "Meclise verilen kanun teklifi ile Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan borçlarda mevcutta 36 ay olan tecil-taksitlendirme süresini 72 aya çıkarıyoruz. Teminatsız tecil tutarını da 1 milyon liraya çıkarıyoruz. Bu düzenlemeden belediyeler dahil tüm vatandaşlarımız ve firmalarımız yararlanabileceklerdir. Borcu bulunan ve ödemek isteyenler için önemli bir kolaylaştırma sağlıyoruz. Prim tahsilatımızın da bu adımla çok daha fazla artacağını düşünüyorum" diye konuştu. Bakan Işıkhan’ın konuşmasının ardından Bakanlık çalışanlarına hizmetlerinden dolayı onur plaketi takdim edildi. Programa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanı sıra Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken, HAK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Kayabaşı ve MYK Başkanı Aşkın Tören katıldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.