Uygulamalarımız appstore googleplay

#Petrokimya

TTN TÜRK - Petrokimya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Petrokimya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DAPEK’te yatırım 3 milyar doları aştı, uluslararası yatırımcı ilgisi arttı Haber

DAPEK’te yatırım 3 milyar doları aştı, uluslararası yatırımcı ilgisi arttı

Rönesans Holding tarafından Adana Ceyhan’da geliştirilen Doğu Akdeniz Petrokimya Endüstri Bölgesi ve Limanı (DAPEK), yeni yatırımlar, altyapı çalışmaları ve artan uluslararası yatırımcı ilgisiyle yeni bir gelişim evresine girdi. Yatırım büyüklüğü; polipropilen üretim tesisi, sıvı yük terminali, liman yatırımları, altyapı projeleri ve yeni yatırım alanlarının geliştirilmesiyle birlikte 3 milyar doları aştı. Doğu Akdeniz’in en kapsamlı sanayi, enerji ve lojistik projelerinden biri olarak öne çıkan DAPEK, petrokimya üretiminden liman işletmeciliğine, enerji altyapısından lojistik hizmetlere kadar geniş bir ekosistemi aynı çatı altında buluşturuyor. Türkiye’nin sanayi dönüşümüne katkı sağlayacak stratejik yatırımlar arasında gösterilen yaklaşık 1300 hektarlık alan üzerinde geliştirilen DAPEK’in merkezinde, Rönesans Holding ve uluslararası ortakları tarafından hayata geçirilen yaklaşık 2 milyar dolarlık Polipropilen Üretim Tesisi ve Sıvı Yük Terminali yer alırken, Rönesans tarafından inşaatına başlanan konteyner limanı ve altyapı yatırımlarıyla birlikte bölgeye yapılan toplam yatırım 3 milyar doları aştı. Rönesans Holding Onursal Başkanı Erman Ilıcak, DAPEK’i yalnızca bir sanayi yatırımı olarak değerlendirmediklerini belirterek, "DAPEK’te bugün 3 milyar dolara ulaşan yatırım programımızla yalnızca tesisler değil, yeni nesil bir sanayi ekosistemi inşa ediyoruz. Burada amacımız; üretimden lojistiğe, enerjiden liman altyapısına kadar yatırımcıların ihtiyaç duyduğu tüm unsurları aynı merkezde buluşturan, Türkiye’nin en rekabetçi sanayi bölgesini oluşturmak. DAPEK’i yalnızca bugünün değil, Türkiye’nin önümüzdeki 50 yıllık sanayi altyapısının önemli bir parçası olarak görüyoruz" dedi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonundaki DAPEK’in, üretim, enerji, lojistik ve liman altyapısını bir araya getiren entegre yapısıyla Türkiye’nin küresel ölçekte rekabetçi sanayi merkezlerinden biri olmayı hedeflediğini belirten Ilıcak, "Rönesans Holding ve Sonatrach ortaklığında hayata geçirilen yaklaşık 1,8 milyar dolarlık Polipropilen Üretim Tesisi bu ekosistemin en önemli yapı taşlarından biri olacak. Bu tesise ek olarak sıvı yük terminali, konteyner limanı, kuru yük terminali, enerji altyapıları, demiryolu bağlantıları ve ortak kullanım tesislerine yönelik yatırımlar da eş zamanlı olarak devam ediyor. Bunlarla birlikte yatırım tutarımız 3 milyar doları aşacak" diye konuştu. Ceyhan’ın stratejik önemi güçleniyor Son dönemde Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin ve küresel enerji arz güvenliğine ilişkin tartışmaların alternatif enerji ve ticaret koridorlarının önemini yeniden gündeme taşıdığını hatırlatan Erman Ilıcak, şunları kaydetti: "Enerji ve ticaret koridorlarının yeniden şekillendiği bir dönemde Ceyhan’ın stratejik önemi her geçen gün artıyor. Şirketler üretim, tedarik zinciri ve yatırım stratejilerini yeniden şekillendiriyor. Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika pazarlarının kesişim noktasında bulunan DAPEK; liman, enerji, lojistik ve sanayi altyapısını aynı ekosistem içerisinde sunarak uluslararası yatırımcılar için giderek daha cazip bir merkez haline geliyor." Surbana Jurong ortaklığı uluslararası yatırımcıların radarında DAPEK’in ulaştığı ölçek, sahip olduğu altyapı ve sunduğu stratejik avantajlar uluslararası yatırımcıların daha fazla ilgisini çekiyor. Erman Ilıcak, "Şirketler artık yalnızca üretim yapacakları alanı değil, lojistik imkanları, enerji altyapısını ve pazarlara erişim kabiliyetini de birlikte değerlendiriyor" dedi. DAPEK’in Rotterdam ve Singapur’daki Jurong Adası gibi liman, enerji ve sanayi entegrasyonuna dayalı kümelenme modelleri örnek alınarak geliştirildiğini ifade eden Ilıcak, ayrıca şunları ekledi: "Dünyanın önde gelen sanayi bölgesi geliştiricilerinden Surbana Jurong Group projeye yönetim ortağı olarak dahil oldu. 2026 yılında başlayan iş birliği kapsamında birlikte yatırımcı geliştirme, uluslararası pazarlama, sürdürülebilirlik ve uzun vadeli büyüme stratejileri alanlarında çalışmalar yürütüyoruz. Surbana Jurong ortaklığıyla beraber DAPEK’in uluslararası yatırımcılar nezdindeki görünürlüğü artarken, farklı sektörlerdeki potansiyel yatırımcı sayısı da artmaya devam ediyor." DAPEK yeni yatırımcılar için hazırlanıyor Altyapı yatırımlarının ilerlemesi ve projelerin inşaat aşamasında büyük ve önemli adımların atılmasıyla birlikte DAPEK’te yeni yatırımcıların bölgeye kazandırılmasına yönelik çalışmalar da hız kazandı. Önümüzdeki dönemde orta ve yüksek teknoloji odaklı yeni sanayi yatırımlarına ev sahipliği yapması hedeflenen DAPEK’te petrokimya, kimya, enerji ekipmanları, kompozit malzemeler, biyoyakıt ve katma değerli üretim alanlarında faaliyet gösteren şirketlerle temaslar devam ediyor. Büyük ölçekli yatırım alanlarına sahip olan DAPEK; karayolu, demiryolu ve denizyolunu aynı noktada buluşturan çok modlu lojistik altyapısıyla ön plana çıkıyor. Endüstri bölgesi statüsü kapsamında sunulan uzun vadeli kullanım modeliyle yatırımcılara önemli maliyet ve finansman avantajı sağlayan bölgenin, yalnızca tekil yatırımların bulunduğu bir alan değil, birbirini besleyen üretim, enerji ve lojistik yatırımlarından oluşan güçlü bir sanayi ekosistemi haline gelmesi amaçlanıyor. Karayolu, demiryolu ve denizyolunu aynı noktada buluşturan yapısı, büyük ölçekli yatırım alanları ve gelişmiş altyapısıyla DAPEK, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki üretim ve ticaret merkezi olma hedefini destekleyen stratejik bir platform olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin petrokimya açığının azaltılmasına katkı sağlayacak Türkiye’de petrokimya ürünlerinde ithalat oranının çok yüksek olduğu bir dönemde hayata geçirilen projenin, sanayi üretimini güçlendirmeyi ve dış ticaret dengesine katkı sağlamayı hedeflediğine dikkat çeken Erman Ilıcak, sözlerini şöyle sürdürdü: "DAPEK’in merkezinde yer alan Polipropilen Üretim Tesisi tamamlandığında yıllık 472 bin 500 tonluk üretim kapasitesiyle Türkiye’nin yıllık polipropilen ihtiyacının yaklaşık yüzde 17’sini karşılayacak. Bu da Türkiye’nin cari dengesine yıllık yaklaşık 300 milyon dolar katkı sağlaması ve petrokimya alanındaki dışa bağımlılığımızın azalması anlamına geliyor." DAPEK’te devam eden yatırımlar sanayi ve lojistik altyapısının gelişmesinin yanı sıra bölgesel istihdamı da destekliyor. Mevcut durumda proje sahasında yüzde 70’i yerel istihdam olmak üzere 4 bin kişinin görev yaptığı DAPEK’te, yatırımların ilerlemesiyle birlikte bu sayının yıl sonuna doğru 4 bin 500 kişiyi aşması bekleniyor.

Bakan Bolat: "İstikrarına gıptayla bakılan ve rol model alınan bir ülke konumundayız" Haber

Bakan Bolat: "İstikrarına gıptayla bakılan ve rol model alınan bir ülke konumundayız"

İstanbul Finans Merkezi’nde düzenlenen "Ticarette Türkiye Yüzyılı Zirvesi", Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat’ın katılımıyla gerçekleştirildi. İş dünyası temsilcileri, ekonomistler ve sektör uzmanlarını bir araya getiren zirvede, Türkiye’nin ihracattaki büyüme hedefleri, küresel ticaretteki yeni stratejileri ve bölgesel ekonomik gelişmeler ele alındı. Türkiye’nin her yıl artış gösteren ihracat rakamları ve stratejik ticari hamlelerinin ana gündem maddeleri arasında yer aldığı zirvede, "Türkiye Yüzyılı" vizyonu doğrultusunda ekonomide kaydedilen ilerlemeler değerlendirildi. Türkiye’nin küresel pazardaki rekabet gücü, yeni ticaret adımları ve dış ticarette izlenecek yol haritası uzman isimlerin katkılarıyla masaya yatırıldı. Özellikle küresel ticaret savaşları, enerji arz güvenliği, tedarik zincirlerindeki kırılmalar ve bölgesel gelişmelerin ekonomiye etkilerinin ele alındığı oturumda, Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmelerin ardından enerji ve lojistik hatlarının güvenliği küresel ticaretin en kritik başlıkları arasında değerlendirildi. İran, ABD ve İsrail arasında yaşanan gerilimlerin bölge ekonomisine etkileri ile enerji piyasalarında oluşabilecek riskler de zirvede geniş kapsamlı şekilde münazara edildi. Programda ayrıca Türkiye’nin ihracat vizyonu, yeni pazarlara açılım stratejileri ve değişen küresel ekonomik dengeler çerçevesinde iş dünyasının önündeki fırsatlar ele alındı. Katılımcılar, Türkiye’nin jeopolitik konumu sayesinde bölgesel ticaret ve lojistikte stratejik bir merkez olma konumunu güçlendirdiğine dikkat çekti. Zirve kapsamında gerçekleştirilen özel oturumda Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bakan Bolat, Hürmüz Boğazı ve İran, İsrail, Amerika çatışmasına gelinceye kadar dünya resmine bakıldığında çok çalkantılı bir süreçten geçildiğini aktararak, " 2008-2009 dünya finans ve ekonomi krizi, ardından egemen borç krizi, Türkiye’de yaşadığımız Gezi olayları, darbe girişimleri, kanlı darbe girişimleri, ardından COVID krizi dünyayı sarstı. COVID’den bir yıl sonra enflasyon patlaması yaşandı bütün dünyada. Bir yıl sonra Rusya-Ukrayna savaşı patlak verdi, bu büyük bir enerji fiyat ve arz krizine yol açtı, gıda fiyat ve arz krizine yol açtı. Bir yıl sonra biz tarihimizin en yıkıcı iki deprem felaketiyle maruz kaldık ve büyük bir 53 bin can kaybı ve 11 vilayetimizin ağır fiziki yıkımı, 120 milyar dolarlık bir bütçe ihtiyacı ve kısa sürede 13.5 milyon insanın rahatlatılması, ev ve iş yerlerine kavuşturulması. Derken geçen yılın başından bu yana da emtia fiyatlarında büyük artışlar ve ticaret savaşları, gümrük vergisi savaşları, ticaretteki korumacılık rüzgarının çok hızlı esmesi, buna karşı ülkelerin içine kapanması, ülke gruplarının bloklaşması, Birleşmiş Milletler, NATO ve Avrupa Birliği’ndeki çalkantılar ve bu süreçte Dünya Ticaret Örgütü’nün etkisizleşmesi ve geçen yıldan itibaren başlayan Hindistan-Pakistan, Pakistan-Afganistan, İsrail’in İran’a saldırıları, ondan sonra da 70 gün önce patlak veren ABD-İsrail ortaklaşa İran’a saldırılar, İran’ın bu saldırılara mukabele etmesi, direnç göstermesi ve bunu Ortadoğu ülkelerine, Körfez ülkelerine de yayarak ve de Hürmüz Boğazı’nı da kapatarak büyük bir çalkantıya yol açması" diye konuştu. "Cumhurbaşkanımız ve Dışişleri Bakanımız barışı sağlamak için büyük uğraş verdi" ABD, İsrail ve İran arasındaki savaş ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının 1973 birinci petrol krizi, 1979 ikinci petrol krizi ve 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşının getirdiği enerji arz ve fiyat krizleri hepsinin toplamından daha yıkıcı, daha büyük bir krize yol açtığının altını çizen Bolat, " Dünyadaki doğalgazın yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçerek dünyaya satılıyordu. Dünyadaki gübre arzının, petrokimya ürünlerinin yaklaşık üçte birine yakın bir kısmı Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu ve dünyaya satılıyordu. Şimdi Hürmüz Boğazı’nda gemilere saldırılar başlayıp ve Hürmüz Boğazı’nı İran kendi direnişi için bir koz olarak kullanmaya başlayınca piyasalarda aniden arz krizi endişesi ve fiyatlarda yukarı doğru hızlı tırmanış başladı. Petrol varili 63-64 dolardı geçen yılın sonlarında, 117-120 dolara kadar yükseldi neredeyse yüzde 80-90 yüze yakın artış. Bunu aynı şekilde doğalgaz izliyor. Gübre fiyatları, petrokimya fiyatlarında yüzde 70-80 artışlar var. Bugün her ürünün üretiminde kimyasal ürün vardır. Petrokimya ürünleri de birçok sektöre hammadde ve girdi oluşturur. Gübre ise yediğimiz içtiğimiz her şeyin temel ihtiyacı olan bir madde. Dolayısıyla etkiler olarak bir; enflasyona maalesef olumsuz artış etkisi. İkincisi; piyasada bulunamama arz sorunu etkisi dünya için konuşuyorum, biz de onun bir parçasıyız. Üçüncüsü de; özellikle ülkeler arasında ticaretin zayıflaması, azalması ve ekonomik büyümenin azalması gibi olumsuz etkileri beraberinde getirdi. Önce şöyle zannedilmişti; ABD, İsrail, İran’da birkaç gün içinde rejimi düşürür veya iki taraf bir iki hafta vuruşur sonra ateşkes sağlanır gibi kısa sürer umuduyla bakılıyordu. Türkiye bu dönemde Sayın Cumhurbaşkanımız ve Dışişleri Bakanımız ve ekipleriyle beraber barışı sağlamak için, ateşkes sağlamak için gerçekten büyük uğraş verdi, hala da vermeye devam ediyor. Türkiye, Pakistan, Mısır gibi dost ve kardeş ülkeler. Şu anda gelinen noktada işte müzakereler ya da diğer adıyla pazarlıklar devam ediyor." dedi. "İstikrarına gıptayla bakılan ve rol model alınan bir ülke konumundayız" Hürmüz Boğazında yaşananların Türkiye üstündeki etkilerine de değinen Bakan Bolat, "Biz bu ülkelere komşu ülkeyiz ve öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki, herkes şöyle haritayı zihninde canlandırsın: Kuzeyinde mini bir dünya savaşı Rusya-Ukrayna, batıda yıllarca sürmüş bir Balkan savaşları, doğuda Azerbaycan ile Ermenistan arasında, Azerbaycan’ın Karabağ toprağını kurtarmak için 32 yıllık işgal ve sonrasında kurtarılması, güneyimizde Suriye, Irak’ta geçmiş, yakın geçmişte yaşananlar; İsrail’in Filistin’deki, Gazze’deki, Batı Şeria’daki katliamları, soykırımı; Suriye’ye, Yemen’e, Lübnan’a saldırıları, Katar’a gidip orada bombalama yapması vesaire. Böyle bir coğrafyada bir ülke yıldız gibi parlıyor. Gerçekten Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliği ve dirayetli yönetimiyle 23 senede 40 yıllık terörü yok etmiş ve Türkiye topraklarında vatandaşlarımızın tırnağına zarar gelmeden bu savaşlardan Türkiye’yi ve halkımızı ayrı tutmuş, korumuş, terörü yok etmiş, huzur ve asayişi sağlamış ve yılda da ortalama yüzde 5.4 büyüme sağlamış bir ülke. Ve milli gelirini 238 milyar dolardan 1.6 trilyon dolara 6 kat çıkarmış, kişi başına milli gelirini 3.600 dolardan 18.040 dolara çıkarmış, 5 katından fazla. İhracatını da mal ve hizmet toplamı olarak 2002’deki 50 milyar dolardan 396 milyar dolara geçen yıl taşımış bir ülke. Ve de dış politikasıyla, savunma sanayisiyle, güçlü ordusuyla herkesin kendisini ortak görmek istediği, müttefik görmek istediği, istikrarına gıptayla baktığı ve rol model aldığı, almaya çalıştığı bir ülke konumundayız" değerlendirmesinde bulundu. "Allah’a çok şükür ürünlerde kimse bir arz sorunu yaşamadı" Savaşın başlamasıyla beraber birçok ülkede benzin kuyrukları, mazot kuyrukları, elektrik kesintileri, gübre arz paniği ve home ofis , home eğitim çalışmalarına dönüşler gibi uygulamaların yaşandığına dikkat çeken Bolat şunları söyledi: "Biz de hükümetimizin bu dirayetli, güven verici politikaları ve arz tedariğinde önceden yaptığı tedarikler nedeniyle Allah’a çok şükür ne mazotta, benzinde, uçak yakıtında, elektrikte, doğalgazda, gübrede, petrokimya ürünlerinde kimse bir arz sorunu yaşamadı. Fiyat artışları bu saydığımız ürünlerde dünyadaki fiyatların artışlarından dolayı yaşanan bir durum. Kendi malımız değil sonuçta, ithal ederek almak zorundayız ve üretimimizin yetmediği yerde de ithal etmek zorunda kaldığımızda dünya fiyatlarını ödemek zorundayız. Bunu alanlar da buradaki maliyetleri fiyata yansıtmaya çalışıyor o anlamda. Ve biz ihracatta gübre ihracatını durdurduk hemen dakika bir bu savaş başlar başlamaz. Tarım ve Orman Bakanlığımızla koordine hareket ettik, Ekonomi Koordinasyon Kurulu sürekli tedbirler, aksiyonlarla ilgili toplantılar yaptı ve gübre ithalatında gümrük vergisini sıfırladık. Kim bulabiliyorsa, alabiliyorsa dünyanın değişik yerlerinden sıfır gümrükle getirsin olarak. Antrepolarda 350 bin ton gübre vardı, bunların da yurt dışına çıkışını yasakladık ve içeriye satışına izin verdik. Bu tedbirlerle gübrede, petrokimya ürünlerinde, akaryakıtta, uçak benzininde hiçbir sıkıntı olmadı. Birçok hava yolları uçak benzin maliyetlerinden dolayı seferlerini çok azaltıyor ve kimi kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalırken bizim hava yollarımız çalışmaya devam ediyorlar." "Cumhuriyet tarihinin ikinci en yüksek aylık rekorunu elde ettik" Körfez Ülkeleri ile olan ticarette yaşananları da aktaran Bolat, "Körfez ülkeleriyle ticaretimizde de şunu gördük; ilk ay bir şok ayıydı Mart ayı, orada yüzde 35 bir ihracat azalması yaşadık o ve Körfez ülkelerine yaptığımız ihracat 1.5 milyar dolara geriledi. Ama Körfez ülkelerinin ihtiyaçları arttığı için ve birçok başka ülkelerden de Hürmüz Boğazı’nı geçip tedarik edemedikleri için Türkiye’den siparişler arttı. Avrupa’dakiler Uzak Doğu’dan ya da Körfez’den alamadıkları ürünler olunca oradan siparişler artmaya başladı. Harika bir Nisan ayı geçirdik ve ihracatımız Nisan ayında yüzde 22.5 artışla ve nette de 4.8 milyar dolar artışla 25.6 milyar dolara yükseldi. Haziran rekoru kırdık, Cumhuriyet tarihinin ikinci en yüksek aylık rekorunu elde ettik. Geçen Aralık ayında da 26.4 milyar dolarla Cumhuriyet tarihi 103 yılın, 1230 ayın rekorunu kırmıştık" dedi. Bakan Bolat, perşembe ve cuma günlerinin en önemli ihracat günleri olduğunu söyleyerek şunları kaydetti: "Bu yılın önemli bir özelliği; milli bayramlar, dini bayramlar hep hafta ortasına geldi, bizim iş günlerimiz gidiyor. Arada da bir iki gün olduğunda köprü yapıyorlar, birleştirme tatil yapıyorlar; bayağı bir zarar görüyoruz. Ocak ayı 1-2 Ocak öyle oldu, Perşembe Cuma bizim en önemli ihracat günlerimiz. Derken Ramazan Bayramı yine hafta arasına geldi. Şimdi biz Haziran’da bütün ilk üç ayı izale ettik, artı yüzde 3 artışa geçtik dört aylıkta rekordayız 88.6 milyar dolarla. Ama Mayıs böyle bizim için biraz zor geçecek gibi. Geçen yıl Mayıs’ta 20 iş günü vardı, bu yıl Mayıs’ta sadece 14 iş günü var. 1 Mayıs Cuma’ya geldi, bizim 1.5 milyar dolar ihracat yaptığımız gün gitti. 19 Mayıs Salı’ya geliyor, Kurban Bayramı 9 gün tatil; bize kalıyor 14 iş günü. Geçen yıl da o zamanın rekor ayı 24.8 milyar dolardı Mayıs rekorumuz ve Cumhuriyet rekoruydu. Ama talepteki bu canlılıkla kesinlikle altta kalacağımız mukadder ama biz Haziran ayında bunun acısını çıkaracağız. Haziran ayında milli bayram, dini bayram yok bu sene. Geçen yıl Kurban Bayramı Haziran’a gelmişti, baz etkisi bu defa lehimize çalışacak. İnşallah 25-26 milyar dolarla Mayıs’taki kaybı telafi edeceğiz ve yani yıllık hedeflerimiz doğrultusunda devam edeceğiz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.