Uygulamalarımız appstore googleplay

#Empati

TTN TÜRK - Empati haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Empati haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bakan Memişoğlu: "Sağlıkta insan gücümüz en büyük şansımız" Haber

Bakan Memişoğlu: "Sağlıkta insan gücümüz en büyük şansımız"

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Türkiye’nin bölgesindeki barış ve gelişme rolüne dikkat çekerek, sağlık camiasının ve gençlerin daha çok çalışıp üreterek dünyada söz sahibi olması gerektiğini ifade etti. Memişoğlu, "Bizim en büyük şansımız Türkiye’nin sağlıktaki insan gücünün yani beşeri sermayesinin çok iyi yetişmiş ve adanmış olmasıdır. Covid’de de depremde de bunu gördük" dedi. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Bitlis Eren Üniversitesi’nde (BEÜ) dün başlayan 1. Uluslararası Sağlık ve Tıp Bilimleri Kongresi’ne katılmak üzere Bitlis’e geldi. Kongrede üniversite öğrencilerine tavsiyelerde bulunarak konuşmasına başlayan Bakan Memişoğlu, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye bu coğrafyada gerçekten örnek, barışı ve gelişmeyi gösteren bir ülke" dedi. Sağlık Bakanı Memişoğlu, Türkiye’nin çevresindeki ülkelerde savaş ve çatışma ortamında 70 bine yakın insanın öldüğünü ifade ederek şunları söyledi. "Biliyorsunuz, Türkiye çevresinde birçok maalesef çatışmanın olduğu, kardeşin kardeşe kırdırıldığı, 70 bine yakın insanın öldürüldüğü bir coğrafyada yaşıyoruz. Ve cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye bu coğrafyada gerçekten örnek, barışı ve gelişmeyi gösteren bir ülke. Ama bu ülkenin, bu medeniyetin geçmişi var. Bu geçmiş de bu topraklarda esasında başlamış. Bizler Bitlis gibi gerçekten iyilik ve doğruluk, barış medeniyetinin temsilcileriyiz. Bu Bitlis’te başlamış ve insanlığa iyilik yapan onları barış içinde yaşamaya teşvik eden hem inancın hem bir medeniyetin temsilcileriyiz. Özellikle genç arkadaşlara söylüyorum; bunu hiç unutmayın. Bugün çevremizdeki maalesef kötülüğü görüyorsunuz. İnsanların birbirini öldürdüğü, katlettiği veya kardeşin kardeşe kırıldığı bir dünyada biraz materyalist, biraz bencil bir dünyada kötülüğün hakim olduğu bir dünyada ve dünya zamanında yaşıyoruz. Siz kötülüğü eleştirebilirsiniz. Ama kötülük kendi işini yapıyor. Burada sorgulanması en önemli şey biz iyilik medeniyetinin insanları olarak iyilik medeniyetinin hele sağlıkçılar iyiliğin temsilcileri olarak ne yapıyoruz sorusudur. Biz daha çok çalışıp daha çok üretmemiz daha kuvvetli olmamız birlikte Hile etmemiz gerek" diye konuştu. Bakan Memişoğlu’ndan gençlere "hedef koyun" çağrısı "Maalesef bazen bizim duygusallığımızı, iyi niyetimizi kullanıp birbirimizle çatıştırarak bu enerjimizi yok ediyorlar" diyen Bakan Memişoğlu, "Bizler farklılıklarını bir araya getirerek onu güçlü hale getirerek dünyayı yönetmişiz. Üç kıtayı yönetmişiz. Onun için yine farklılıklarımızı bir araya getireceğiz. Ben biliyorum ki bugün internet dünyasında, sosyal medyada birçok parametre ile karşılaşıyorsunuz. Ama şunu unutmayın. Yaşam bir hoş seda. Sizler gibi bizler de gençtik. Bu dünyaya bir hoş seda bırakıyorsunuz. Gelip geçici bir dünyadan bahsediyoruz. Sonu olan, sonu belli olan bir dünya hayatından bahsediyoruz. Onun için bu dünyada hoş sedayı nasıl bırakırım diye düşüneceksiniz. Bu hesaba da hoş sedayı bırakırken sıfattan, makamdan çok sizin kendinizin yaptıkları ve kendinize saygınızla alakalı bir şey. bir hayat. Yani şunu ifade etmek istiyorum. İdealizm, adanmışlık bunlar esasında hayatın anlamını ifade eder. Maalesef günümüzde idealizm, adanmışlık, empati veya iyilik tarafının göz ardı edilmeye çalıştığı bir süreçten geçiyoruz ve sizler bu sürece muhatap oluyorsunuz. Onun için idealizminizi, adanmışlığınızı ve insanlığa sevginizi kaybetmeyin. Geçmişimize bakın. Eğer 21 yaşında idealizmi olmasaydı Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethedebilir miydi? Veya 38 yaşında altı dili olan bir adam Samsun’a çıkıp Mustafa Kemal olabilir miydi? İdealizm olmasa, adanmışlığı olmasa o bunları yapabilir miydi? Yoksa çok rahat edebilirdi. Başka yere gidebilirdi. Zaten İstanbul’u fethetmese Trakya’ya geçmiş, Avrupa’ya gidebilirdi. Öteki Altınordu var, yurt dışında yaşamış. O da bırakabilirdi. İdealizm böyle bir adanmışlık peşinde. Onun için bugün burada olmamın ve burada bir idealizmi gör Ömrüm sebebiyle de çok mutlu oldum açıkçası. Çünkü işte Ahmet Eren başka yere yatırım yapabilir veya ticaretle uğraşabilir. Ama bir hoş seda bırakayım. Bir adanmışlığı var. Üniversite yapıyor, yurt yapıyor. Bunu neden yapıyor? İşte o adanmışlık idealizmdir, mutluluktur esasında bu. Bu günlük yaşamıyor. Bu, kendisinden sonra da hoş sedasının devam etmesini sağlar. Bazı insanların ismi ile anarsınız, bazı insanlar çok zengin olabilir, sıfat sahibi, makam sahibi olabilir ama kimse onları hatırlamaz. Onun için hatırlanacaksanız, adanmışlığınızı, idealinizi hiçbir zaman kaybetmeyeceksiniz. Şurayı unutmayın. Eğer elinizden geleni yapıyorsanız, iyi niyetiniz varsa, Allah´tan istemesini de biliyorsanız her hal karda ölümünüz açılır. o idealizmi gerçekleştirirsiniz. Bunu da unutmayın. Çünkü bizi yaratan her şeyin sahibi eğer sizinle beraberse siz sığınmışsanız ona üstünden, önünden engellenseniz de o idealizmi gerçekleştirirsiniz. Niyetiniz iyi olursa sonucu da iyi olacaktır. Bunu hiç unutmayın. Ben biliyorum ki bir kısmınız işte ben iş bulabilir miyim? Mezun olsam ne olacak diyenleriniz varsa, hepinize iş var. İşinizi iyi yapıyorsanız, işinizi en iyi şekilde yapıyorsanız, öğrenmişsiniz, bilginiz varsa bu ülkede her türlü işiniz hazır arkadaşlar. Bunu da unutmayın. Ve bizler esasında Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde işte bu idealizmi olan, adanmışlığı olan insanların artık söz sahibi olacağı bir dünya olsun istiyoruz. Onun için beşten büyüktür diyoruz dünya. Onun için biz onun için gece gündüz çalışıyoruz. Ve sizlerin daha iyi olması için ki ben eminim gençler sizler bizden daha iyi olacaksınız. Sizler bizden daha iyi ülkede yaşayacaksınız. Sizler iyilik tarafını olan insanları daha iyi olacak. Onun için biz elimizden geleni yapıyoruz. Sağlık sistemi anlamında da şunu söyleyeyim. Son 25 senede biz gerçekten sağlıkta inanılmaz işler yaptık. Bakın sadece Bitlis´te 365 hasta yatağı varken ki bunların çoğu koğuş sistemi eski sistemken bugün 1065 tane hasta yatağımız var. Ve herkesin en az 12 kez senede sağlık hizmeti alabildiği bir sağlık ulaşılabildiği birliğimiz var. Ama bunu daha iyi hale getirmemiz gerekiyor" diye konuştu. Memişoğlu, "Onun için biz ne diyoruz? Bağımlılıktan uzak durun. Sigara içmeyin. Beslenmenize dikkat edin. Hareketli olun. Çünkü bedeninize bakın sağlıklı kadar öncelikli olarak sağlıklı kalmanızı istiyoruz. Türkiye sağlık hizmeti sunduğu kadar sağlık teknolojisini de bilgisini de üretebilir insan gücüne sahip. Ne kadar günah yaparsanız yapın, ne kadar maddi geliriniz de olursa olsun eğer beşeri sermayemiz yani insan gücümüz kuvvetli değilse o geçici gelip geçici olur. Bizim en büyük şansımız Türkiye’nin sağlıktaki insan gücünün yani beşeri sermayesinin çok iyi yetişmiş ve adanmış olmasıdır. Covid’de de depremde de bunu gördük. Onun için bu beşeri sermayesinin daha kaliteli olması için, daha iyi olması için ulaşıyoruz. Burada da gördük. Sayın vekilim de söyledi. Diyor ki biz tıp fakülteleri kuruyoruz 126 tane. Buradaki insanlarımızın, öğrencilerimizin, gelecekte sağlığı yetiştiren insanların iyi yetişmesini istiyoruz. Onun için biz öğretim üyeleri Anabilim dalı başkanlıkları, kalitesi, gelişme aşamasında olan her tıp fakültesi ile işbirliğine hazırız. Ama sadece tabela koruyun diye, tıp haksız olsun diye kurulan fakültelerden biz afiliasyon konusunda yani işbirliği konusunda maalesef iyi örneklerimizin olmadığını ifade etmek istiyorum. Onun için şu heyecanı gördüm. Bu adanmışlığı gördük. Bu İsteği görüyoruz. Bu salonu görüyoruz. Onun için biz kaliteli hocalarının olduğu böyle bir altyapıyı hedef edinmiş insanların Tıp fakültesiyle işbirliğini yapacağımıza buradan söz veriyorum. Ancak şunu da ifade ediyorum. Biz daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz. Çalışmadan hiçbir şey olmaz arkadaşlar. Üretmeden hiçbir şey yapamayız. Güçlü olmamız için birlikte hareket edip, birlikte üretmemiz, birlikte sarılmamız gerekiyor. Evimize bakın, etrafınıza bakın, sosyal medyaya bakın arkadaşlar. Herkes birbirini eleştiriyor. Herkes bir eleştiriyi yapmak için bir şey bulmaya çalışıyor. Ama öncelikli soru sen ne yaptın sorusu değildir demin bahsettiğim gibi. Ben ne yaptım, biz ne yaptık sorusu. Aynaya baktığınız zaman gözleriniz size ben ne yaptım diye sorup da yaptığınızdan mutlu oluyorsanız hayatınızı yaşa Yaşıyorsunuz demektir. Başkası sizin hayatınızı yaşamaz. Siz hayatınızı yaşarsınız" şeklinde konuştu. Sosyal medya konusuna da değinen Bakan Memişoğlu, "Sosyal medyada nereden geldiği belli olmayan bilgilerle birbirinizi eleştirmeyin. Özellikle genç arkadaşlara söylüyorum. Çünkü bu dezenformasyon olabiliyor, iftira olabiliyor. Onun için Gerçeğini araştırın. Eleştirirken lütfen karşınızdakinin duygularını da hisset. Yani diğer bir anlı hisset. Onun için önce eleştirmeden önce kendimizi eleştireceğiz. Biz ne yaptık diye soracağız. Başkasını eleştireceğiz. Ve çok önemli bir şey söyleyeceğim. Biz kötülüğü kötülükle salmayacağız. Biz kötülük Kötülüğü iyilikle yeneceğiz. İyilikle savacağız. Çünkü kötüyle kötü olursanız eğer siz de kötü olursunuz. Ama kötüyü iyilikle yenerseniz sabırla ve çalışmayla o zaman siz iyilik olursunuz ve kendiniz olursunuz. Ülke olarak da iktidar olarak da parti olarak da bizim düsturumuz iyilikle kötülüğü yeneceğiz düsturudur. Onun için sizlerin Bir sağlık bakanı olarak sağlık kalmanızı istiyorum. Birlikte hareket etmenizi istiyorum. Ben bu üniversiteyi kuranlardan, bu konferansı yapanlardan Allah razı olsun diyorum. Gerçekten Bitlis´in farklı bir yüzüğü benimle karşılaşmış durumdayım" diye konuştu. Programda Bitlis Valisi Ahmet Karakaya, AK Parti Bitlis Milletvekili Turan Bedirhanoğlu ve Bitlis Eren Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necmettin Elmastaş da birer konuşma yaptı. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Bitlis’te yaptığı yatırımlardan dolayı Bitlisli iş adamı Ahmet Eren’e teşekkür plaketi taktim etti. Bakan Memişoğlu, sırasıyla Mutki Belediyesi ve Bitlis-Tatvan Devlet Hastanesi ziyaretinin ardından kentten ayrıldı.

Çocuklarda Şiddeti Anlamak: Bireyden Topluma Haber

Çocuklarda Şiddeti Anlamak: Bireyden Topluma

Klinik Psikolog İlkem İŞCAN'ın kaleminden "Çocuklarda Şiddeti Anlamak: Bireyden Topluma" başlıklı yazısı; "Son zamanlarda toplumun genelinde ancak özellikle çocuklar, gençler arasında giderek büyüyen şiddet davranışlarını konuştuğumuzda çoğunlukla hızlı cevaplar arıyoruz. Bulmak istediğimiz hep tek bir sebep, tek bir çözüm yolu var. Ancak insan davranışları, özellikle de şiddet gibi komplike bir davranış, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok katmanlı. Çoğunlukla yaptığımız gibi şiddeti yalnızca dijital dünyaya, aileye ya da yalnızca “empati eksikliğine” bağlamak durumu anlamaktan ziyade onu basitleştirmeye neden oluyor. Gördüğümüz bu şiddet sarmalını anlayabilmek için çocukları yalnızca davranışlarına bakarak değil onların gelişimsel özellikleri ve çevreleri üzerinden de okumak önemli. Çünkü şiddet çoğunlukla bir anda ortaya çıkan dürtüden ziyade; uzun süre var olan görülmeyen ve anlamı keşfedilmemiş duyguların adeta dışavurumu olabiliyor. Bir çocuk hissettiği duyguyu fark etmeyi, onu isimlendirmeyi, anlamlandırmayı ve sağlıklı yollarla ifade etmeyi öğrenemediğinde; öfke yalnızca mevcut bir duygu olmaktan çıkar ve davranışın kendisini oluşturur. Görülmeyen ve ifade edilmeyen utanç, değersizlik hissi, tehdit duygusu, anlaşılmama hissi zaman geçtikçe çocuğun iç dünyasında birikebilir. Bu biriken yoğun duygular ani krizler, saldırganlık, başkasına ya da kendine zarar verme davranışı olarak karşımıza çıkabilir. Elbette tam da bu noktada aile içi ilişkilerin etkisini görmezden gelmek mümkün değildir. Birincil bakım verenleri (anne baba ya da bu bakımı her kim veriyorsa) tarafından yeterince ilgi görmeyen, ihmal edilen ya da cezalandırıcı tutumlara maruz kalan çocuklar güven duygusunu geliştiremedikleri, her türlü duygu düzenleme becerilerini de geliştirmekte zorlanabilirler. Çünkü duygu düzenleme becerilerinin edinimi, öğrenmedir. Yani çevremizdeki yetişkinlerin zor duygularını nasıl yönettiğine bakarak kendimize ifade yolları geliştiririz. Günün sonunda sakinleşmeyi de ailede ev içerisinde öğreniriz. Durum elbette ki aileyle de sınırlı değil. İçindeki yaşadığımız toplum ve bu toplumun duygusal ve psikolojik sağlığı da doğrudan çocukların ruhsal dünyasını şekillendiriyor. Çocuklar arasında artış gösteren şiddet davranışının bir diğer nedeni de aslında toplumsal iklim. Şiddetin artık normal, sıradan olarak görüldüğü, kişilerin şiddet davranışını adeta bir güç göstergesi olarak kullanıldığı bir toplumda çocukların bundan etkilenmemesini beklemek çok da anlamlı olmaz elbette. Şiddetin yüceltilip cezalandırılmaması çocuklarda “ O halde ben de şiddet uygularsam tüm sorunlarımı çözebilirim.” fikrini geliştirebilir. Özellikle son zamanlarda artış gösteren bu şiddet davranışın da pandemi döneminin önemli bir değişim dönemi olduğunu da düşünüyorum. Sosyalleşme davranışlarımız şekil değiştirdi, belki dönüştü. Dijitalleşme, hayatımızın büyük çoğunluğunu ele aldı. Kimileri bu dönüşümü “Empati becerimizi ortadan kaldırdı. olarak yorumlasa da ben bu kadar keskin yorumların anlamlı olmadığına inanıyorum. Yani durum sadece dijitalleşmeyle alakalı değil. Şiddeti önlemede en büyük sosyal beceri empatidir ve empati yalnızca bir ötekinin ne hissettiğini anlamaktan çok., jestleri, mimikleri fark edebilme kapasitesidir. Yüz yüze ilişkinin azalması elbette bu deneyim alanlarını azaltıyor anca burada önemli olan çocukların nerede ve nasıl iletişim kurduğundan ziyade nasıl ilişkiler kurdukları. Yani bir bakıma çevrim içi alanlar da eğer doğru kullanılırsa empati, aidiyet duygularını olumlu anlamda pekiştirebilir. Dolayısıyla çocukların daha fazla ilişikilenmekten çok daha anlamlı ilişkilere ihtiyacı var diyebiliriz. “Kendimi koruyabilmem yolu yalnızca güçlü görünmekten ve bir ötekini zayıf düşürmekten geçer.” düşüncesi, çocukların hem yaşadıkları hem tanık oldukları ilişkiler içinde şekilleniyor olabilir. Bu sebeple çocukların her türlü davranışını yalnızca sonuçları üzerinden değil, taşıdıkları duygusal anlamlar belki zorlanmalar üzerinden de okumamız gerekiyor. Çünkü bir çocuğun öfkesi, çoğunlukla uzun zamandır görülmeyen duygularını ifade eder. Bugün belki de toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey çocuklarımızın davranışlarını hızlıca yargılamak yerine, onların hangi duygularla baş etmeye çalıştığını anlamaya çalışmak olabilir. Çünkü şiddeti yalnızca cezayla durdurmaya çalışmak, o davranışları ortaya çıkaran psikolojik alt yapıyı görmemek anlamına geliyor. Görmediğimiz her duygu günün sonunda kendini sağlıksız da olsa ortaya koymayı biliyor." dedi. Klinik Psikolog İlkem İŞCAN' ın köşe yazılarına sitemiz yazarlar kısmından ulaşabilir, takip edebilirsiniz.

SELİN TÜRKMEN  DİNAMİK, CESUR, ETKİLEYİCİ Haber

SELİN TÜRKMEN DİNAMİK, CESUR, ETKİLEYİCİ

Kızılcık Şerbeti dizisinde canlandırdığı Çimen karakteriyle geniş kitlelerce tanınan Türkmen, “Çimen benim göz bebeğim” sözleriyle rolüne olan bağlılığını vurguluyor ve bu karakterin kariyerinde özel bir yere sahip olduğunu ifade ediyor. İlk göz ağrısı olarak tanımladığı Çimen’in yıllar içindeki dönüşümünün hem hikâyeye hem de kendi oyunculuk performansına önemli katkılar sunduğunu belirten genç oyuncu, karakterin izleyicide güçlü bir karşılık bulmasında “gerçeklik” duygusunun belirleyici olduğunu söylüyor. Türkmen, bu dönüşümün hayatın içinden beslenen yönleriyle öne çıktığını da vurguluyor… Genç oyuncu, oyunculuk yaklaşımını disiplin, değişim ve cesaret kavramları üzerinden tanımlıyor. Rolü için sınır tanımadığını ifade eden Türkmen, bir karaktere hazırlanırken fiziksel ve duygusal dönüşümün kaçınılmaz bir süreç olduğunu vurguluyor. “Saçımı keserim, kilo alırım; rol için ne gerekiyorsa yaparım” diyerek mesleğine olan kararlılığını ortaya koyuyor. İzleyiciden gelen geri bildirimleri dikkatle değerlendirdiğini belirten oyuncu, eleştiriye açık yaklaşımının mesleki gelişiminde önemli bir rol oynadığını aktarıyor. Oyunculuk konusunda hâlâ ilk günkü heyecanını koruduğunu söyleyen Türkmen, “Oyunculuk konusunda hâlâ ilk günkü gibi heyecanlıyım” sözleriyle mesleğine duyduğu tutkuyu ifade ediyor. Kızılcık Şerbeti dizisinin yakaladığı başarıya da değinen genç oyuncu, projenin kendisinde güçlü bir ekip bilinci yarattığını ve bu başarının yalnızca bireysel değil, kolektif bir emeğin sonucu olduğunu dile getiriyor. Hukuk eğitimi geçmişinin oyunculuğuna katkı sağladığını belirten Selin Türkmen, olaylara çok yönlü bakabilmenin ve empati kurabilmenin karakter analizinde önemli bir avantaj sunduğunu ifade ediyor. Kendi jenerasyonunu daha sorgulayan, adalet arayışı yüksek bir kuşak olarak tanımlayan oyuncu, bu bakış açısının oyunculuğuna da yansıdığını belirtiyor. Özel hayatına dair değerlendirmelerde de bulunan Türkmen, gelinlik giymeyi sevdiğini ancak bunun tamamen iddialı ve dikkat çeken parçalara olan ilgisinden kaynaklandığını söylüyor. Aşkı planlanabilir bir olgu olarak görmediğini ifade eden oyuncu, yoğun set temposuna rağmen sosyal hayatına alan açabildiğini ve en özgür hissettiği anların yalnız çıktığı tatiller olduğunu paylaşıyor. Dinamik, cesur ve etkileyici duruşuyla dikkat çeken Selin Türkmen, MAG Mayıs sayısında yer alan kapsamlı röportajıyla hem kariyerine hem de iç dünyasına dair önemli ipuçları veriyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.