Latmos’ta pürenler hem arılara hem doğaya hayat veriyor
Latmos’ta pürenler hem arılara hem doğaya hayat veriyor
Haber Giriş Tarihi: 29.10.2026 15:20
Haber Güncellenme Tarihi: 29.10.2026 15:20
Kaynak:
İHA
EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, Latmos Dağları’nda doğal olarak yetişen pürenlerin arıcılık, hayvancılık ve biyolojik çeşitlilik açısından önemine dikkat çekerek bütüncül koruma çağrısı yaptı.
Aydın ve Muğla sınırları içerisinde uzanan Latmos (Beşparmak) Dağları’nda doğal olarak yetişen püren bitkileri, ekosistemin devamlılığı ve yöre halkının geleneksel üretim faaliyetleri açısından önemli bir rol oynuyor. Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, pürenlik alanların yalnızca bitki örtüsünden ibaret olmadığını, arıcılıktan hayvancılığa kadar pek çok faaliyeti destekleyen yaşam alanları olduğunu belirterek korunmaları gerektiğini vurguladı. Halk arasında funda, püren ve süpürge çalısı olarak bilinen bitkiler, Latmos’un fıstık çamları arasında pembe ve mor çiçekleriyle doğal peyzajın önemli bir parçasını oluşturuyor. Özellikle sonbaharda çiçeklenen püren türleri, diğer bitkilerin çiçeklenmesinin azaldığı dönemlerde bal arılarına nektar ve polen kaynağı sağlıyor.
Püren nektarından elde edilen ballar ise koyu renkleri ve kendine özgü aromalarıyla bilinirken, açıklamalarda bulunan EKODOSD Başkanı Sürücü; "Halk arasında funda, püren ve süpürge çalısı gibi adlarla anılan bitkiler, Latmos’un geniş coğrafyasında doğal olarak yetişen ve ekosistem açısından önemli bir yere sahip olan bitkilerdendir. Latmos’un olağanüstü güzellikteki coğrafyasında, doğal yayılış gösteren fıstık çamlarının arasında ilk bakışta boş gibi görünen alanlar, pürenlerin pembe ve mor çiçekleriyle renklenir. Oysa bu alanlar, sanıldığı gibi işe yaramayan kıraç araziler değil, pek çok canlıya yaşam olanağı sunan, doğanın kendi dengesi içinde varlığını sürdüren önemli yaşam alanlarıdır. Pürenlerin çiçeklerinden beslenen bal arıları, bu bitkilerin nektarından yararlanarak kendileri için önemli bir besin kaynağı elde eder. Püren nektarının ağırlıklı olarak kullanıldığı ballar, koyu renkleri ve kendine özgü keskin aromalarıyla bilinir. Dolayısıyla pürenlikler, yalnızca doğal bitki örtüsünün değil, yöredeki arıcılık faaliyetlerinin de önemli bir parçasıdır" dedi.
EKODOSD Bilim Danışmanı Prof. Dr. Ali Çelik, bitkinin ekolojik önemine dikkat çekerek "Erica cinsi (Ericaceae), dünya genelinde 700’den fazla türle temsil edilmektedir. Başlıca Güney Afrika, Akdeniz bölgesi ve Batı Avrupa’da yayılış gösterir. Türkiye’de bu cinsin doğal olarak yetişen beş taksonu bulunmaktadır ve bunlardan biri Türkiye’ye endemiktir. Erica arborea ve Erica manipuliflora ülkemizin kıyı bölgelerinde yaygın olarak görülürken, Erica bocquetii ülkemize endemik bir türdür. Halk arasında funda, püren ve süpürge çalısı olarak anılan bu bitkiler, türlerine göre farklı dönemlerde çiçeklenir. Özellikle sonbaharda çiçeklenen püren türleri, diğer bitkilerin çiçeklenmesinin azaldığı dönemlerde bal arıları için önemli bir nektar ve polen kaynağı oluşturur. Bal arıları, yaşadıkları çevredeki besin kaynakları ve diğer canlılarla sürekli etkileşim içindedir. İklim değişikliği ve doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi, bu hassas dengeleri bozabilir. Arıların besin kaynaklarının azalması, koloni sağlığını ve bal üretiminin miktarını ve kalitesini olumsuz etkileyebilir. Püren türlerini değerli kılan yalnızca bal üretimine katkıları değildir. Bu bitkiler, arıların diğer besin kaynaklarının azaldığı dönemlerde de beslenmelerine yardımcı olur. Böylece kolonilerin kışa daha sağlıklı girmesine ve kışı daha az kayıpla geçirmesine katkı sağlayabilir. Makilik alanların önemli bileşenlerinden olan pürenler, bitkiler ve hayvanlar arasındaki ekolojik ilişkilerin sürdürülmesinde rol oynar. Bu bitkilerin ve yetiştikleri doğal alanların korunması, biyolojik çeşitliliğin ve ekolojik dengenin geleceği açısından büyük önem taşır" dedi.
"Kıraç araziler olarak değerlendirilmemelidir"
Pürenlerin, bitkiler ve hayvanlar arasındaki doğal dengenin sürdürülmesinde önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, "Latmos’un arıcılık geçmişi de bu coğrafyanın kültürel zenginliğinin önemli bir parçasıdır. Antik dönemde Karya bölgesindeki bal üretimi ve ticareti, bölgenin ekonomik yaşamında önemli bir yere sahipti. Tarihi kaynaklarda Latmos Herakleiası, Pidasa ve Theangela’dan Mısır’a bal gönderildiğine ilişkin kayıtlar bulunmaktadır. Bu bilgiler, Latmos ve çevresindeki arıcılık geleneğinin geçmişine ışık tutmaktadır. Dağın hemen her köşesinde, devasa kayaların üzerinde halk arasında ’kovanlık’ olarak bilinen arı barınaklarıyla karşılaşılması, bu coğrafyada arıcılığın geçmişten günümüze uzanan izlerini gözler önüne sermektedir. Binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan bu coğrafyada pürenler, arıların beslenmesinin yanı sıra keçilerin otlatıldığı ve zengin bir yaban hayatının devam ettiği makilik alanların da bir parçasıdır. Böylece tek bir bitki topluluğu, arıcılık, hayvancılık, doğal yaşam ve yöre halkının geleneksel üretim biçimleri arasında bağlantı kurmaktadır. Ancak Latmos’taki zeytinlikler, fıstık çamı toplulukları ve doğal bitki örtüsü ve kültür varlıkları ciddi baskı altındadır. Bu baskı sonucunda pürenliklerin de yok olması, yalnızca bitki örtüsünün kaybı anlamına gelmez. Arıların besin kaynakları, keçilerin otlakları, geleneksel arıcılık ve hayvancılık faaliyetleri ve bunlarla birlikte yaşayan yöre kültürü de zarar görür. Pürenlerle kaplı alanlar, işe yaramayan kıraç araziler olarak değerlendirilmemelidir. Bu alanlarda antik dönemden günümüze uzanan bir üretim kültürü ve birbirine bağlı bir ekosistem varlığını sürdürmektedir. Pürenlerin korunması, yalnızca bir bitkinin korunması değil, arıların, hayvancılığın, biyolojik çeşitliliğin ve yöre halkının yaşam biçiminin de korunmasıdır. Latmos’ta tek bir bitki topluluğunun bile doğaya ve insana ne kadar büyük bir zenginlik kattığını pürenler üzerinden görebiliyoruz. Bu nedenle, eşsiz coğrafyanın daha fazla tahrip edilmesinin önüne geçilmeli, Latmos’un doğal, arkeolojik, jeolojik ve kültürel değerleri bir bütün olarak ele alınarak alanın özelliklerine uygun, etkili ve bütüncül bir koruma statüsü oluşturulmalıdır" şeklinde konuştu.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Latmos’ta pürenler hem arılara hem doğaya hayat veriyor
Aydın ve Muğla sınırları içerisinde uzanan Latmos (Beşparmak) Dağları’nda doğal olarak yetişen püren bitkileri, ekosistemin devamlılığı ve yöre halkının geleneksel üretim faaliyetleri açısından önemli bir rol oynuyor. Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, pürenlik alanların yalnızca bitki örtüsünden ibaret olmadığını, arıcılıktan hayvancılığa kadar pek çok faaliyeti destekleyen yaşam alanları olduğunu belirterek korunmaları gerektiğini vurguladı. Halk arasında funda, püren ve süpürge çalısı olarak bilinen bitkiler, Latmos’un fıstık çamları arasında pembe ve mor çiçekleriyle doğal peyzajın önemli bir parçasını oluşturuyor. Özellikle sonbaharda çiçeklenen püren türleri, diğer bitkilerin çiçeklenmesinin azaldığı dönemlerde bal arılarına nektar ve polen kaynağı sağlıyor.
Püren nektarından elde edilen ballar ise koyu renkleri ve kendine özgü aromalarıyla bilinirken, açıklamalarda bulunan EKODOSD Başkanı Sürücü; "Halk arasında funda, püren ve süpürge çalısı gibi adlarla anılan bitkiler, Latmos’un geniş coğrafyasında doğal olarak yetişen ve ekosistem açısından önemli bir yere sahip olan bitkilerdendir. Latmos’un olağanüstü güzellikteki coğrafyasında, doğal yayılış gösteren fıstık çamlarının arasında ilk bakışta boş gibi görünen alanlar, pürenlerin pembe ve mor çiçekleriyle renklenir. Oysa bu alanlar, sanıldığı gibi işe yaramayan kıraç araziler değil, pek çok canlıya yaşam olanağı sunan, doğanın kendi dengesi içinde varlığını sürdüren önemli yaşam alanlarıdır. Pürenlerin çiçeklerinden beslenen bal arıları, bu bitkilerin nektarından yararlanarak kendileri için önemli bir besin kaynağı elde eder. Püren nektarının ağırlıklı olarak kullanıldığı ballar, koyu renkleri ve kendine özgü keskin aromalarıyla bilinir. Dolayısıyla pürenlikler, yalnızca doğal bitki örtüsünün değil, yöredeki arıcılık faaliyetlerinin de önemli bir parçasıdır" dedi.
EKODOSD Bilim Danışmanı Prof. Dr. Ali Çelik, bitkinin ekolojik önemine dikkat çekerek "Erica cinsi (Ericaceae), dünya genelinde 700’den fazla türle temsil edilmektedir. Başlıca Güney Afrika, Akdeniz bölgesi ve Batı Avrupa’da yayılış gösterir. Türkiye’de bu cinsin doğal olarak yetişen beş taksonu bulunmaktadır ve bunlardan biri Türkiye’ye endemiktir. Erica arborea ve Erica manipuliflora ülkemizin kıyı bölgelerinde yaygın olarak görülürken, Erica bocquetii ülkemize endemik bir türdür. Halk arasında funda, püren ve süpürge çalısı olarak anılan bu bitkiler, türlerine göre farklı dönemlerde çiçeklenir. Özellikle sonbaharda çiçeklenen püren türleri, diğer bitkilerin çiçeklenmesinin azaldığı dönemlerde bal arıları için önemli bir nektar ve polen kaynağı oluşturur. Bal arıları, yaşadıkları çevredeki besin kaynakları ve diğer canlılarla sürekli etkileşim içindedir. İklim değişikliği ve doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi, bu hassas dengeleri bozabilir. Arıların besin kaynaklarının azalması, koloni sağlığını ve bal üretiminin miktarını ve kalitesini olumsuz etkileyebilir. Püren türlerini değerli kılan yalnızca bal üretimine katkıları değildir. Bu bitkiler, arıların diğer besin kaynaklarının azaldığı dönemlerde de beslenmelerine yardımcı olur. Böylece kolonilerin kışa daha sağlıklı girmesine ve kışı daha az kayıpla geçirmesine katkı sağlayabilir. Makilik alanların önemli bileşenlerinden olan pürenler, bitkiler ve hayvanlar arasındaki ekolojik ilişkilerin sürdürülmesinde rol oynar. Bu bitkilerin ve yetiştikleri doğal alanların korunması, biyolojik çeşitliliğin ve ekolojik dengenin geleceği açısından büyük önem taşır" dedi.
"Kıraç araziler olarak değerlendirilmemelidir"
Pürenlerin, bitkiler ve hayvanlar arasındaki doğal dengenin sürdürülmesinde önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, "Latmos’un arıcılık geçmişi de bu coğrafyanın kültürel zenginliğinin önemli bir parçasıdır. Antik dönemde Karya bölgesindeki bal üretimi ve ticareti, bölgenin ekonomik yaşamında önemli bir yere sahipti. Tarihi kaynaklarda Latmos Herakleiası, Pidasa ve Theangela’dan Mısır’a bal gönderildiğine ilişkin kayıtlar bulunmaktadır. Bu bilgiler, Latmos ve çevresindeki arıcılık geleneğinin geçmişine ışık tutmaktadır. Dağın hemen her köşesinde, devasa kayaların üzerinde halk arasında ’kovanlık’ olarak bilinen arı barınaklarıyla karşılaşılması, bu coğrafyada arıcılığın geçmişten günümüze uzanan izlerini gözler önüne sermektedir. Binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan bu coğrafyada pürenler, arıların beslenmesinin yanı sıra keçilerin otlatıldığı ve zengin bir yaban hayatının devam ettiği makilik alanların da bir parçasıdır. Böylece tek bir bitki topluluğu, arıcılık, hayvancılık, doğal yaşam ve yöre halkının geleneksel üretim biçimleri arasında bağlantı kurmaktadır. Ancak Latmos’taki zeytinlikler, fıstık çamı toplulukları ve doğal bitki örtüsü ve kültür varlıkları ciddi baskı altındadır. Bu baskı sonucunda pürenliklerin de yok olması, yalnızca bitki örtüsünün kaybı anlamına gelmez. Arıların besin kaynakları, keçilerin otlakları, geleneksel arıcılık ve hayvancılık faaliyetleri ve bunlarla birlikte yaşayan yöre kültürü de zarar görür. Pürenlerle kaplı alanlar, işe yaramayan kıraç araziler olarak değerlendirilmemelidir. Bu alanlarda antik dönemden günümüze uzanan bir üretim kültürü ve birbirine bağlı bir ekosistem varlığını sürdürmektedir. Pürenlerin korunması, yalnızca bir bitkinin korunması değil, arıların, hayvancılığın, biyolojik çeşitliliğin ve yöre halkının yaşam biçiminin de korunmasıdır. Latmos’ta tek bir bitki topluluğunun bile doğaya ve insana ne kadar büyük bir zenginlik kattığını pürenler üzerinden görebiliyoruz. Bu nedenle, eşsiz coğrafyanın daha fazla tahrip edilmesinin önüne geçilmeli, Latmos’un doğal, arkeolojik, jeolojik ve kültürel değerleri bir bütün olarak ele alınarak alanın özelliklerine uygun, etkili ve bütüncül bir koruma statüsü oluşturulmalıdır" şeklinde konuştu.
Kaynak: İHA
En Çok Okunan Haberler